GÖRÜNMEYEN İPE TUTUNMAK: TEVEKKÜL
Esin Kara yazdı
Hayatımız boyunca amansız bir kontrol etme tutkusunun peşinden koşarız. Yönlendirebildiğimiz, müdahale edebildiğimiz her şeyi kendi irademizin eseri sayar; hayatın iplerini elimizde tuttuğumuza inanırız. Ta ki bir gün fırtına kopup hesaplarımız tutmamaya başlayana kadar...
İşte o zaman kendimizi derin bir belirsizliğin uçurumunun kenarında buluruz.
Tevekkül, o uçurumun kenarında çaresizce beklemek değil; rüzgârın sahibine güvenerek yürümeye devam edebilmektir.
Pek çok zaman yanlış anlaşılan tevekkül, pasif bir kabulleniş ya da eylemsizlik değildir. Aksine tevekkül, elimizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra sonucun bütün yükünü kendi omuzlarımızda taşımaktan vazgeçmektir.
Tarlayı sürmeden, tohumu toprağa düşürmeden ve gerekli suyu vermeden yağmur duasına çıkmak tevekkül değil, tembelliktir.
Gerçek tevekkül; toprağı hazırlamak, tohumu ekmek, suyunu vermek ve ardından filizin ne zaman yeşereceğini zorla belirlemeye çalışmamaktır. Çünkü insanın görevi ekmek ve emek vermektir; her şeyin nasıl sonuçlanacağını belirlemek değil.
Tevekkül, eylemle başlayan ve teslimiyetle tamamlanan bütüncül bir duruştur.
KONTROL İLLÜZYONU
Günümüz dünyasında her şeyi planlayabileceğimize, her ihtimali hesaplayabileceğimize ve hayatı bütünüyle kontrol altında tutabileceğimize dair güçlü bir yanılsamanın içinde yaşıyoruz.
Küçük bir aksilikte paniğe kapılmamız, belirsizlik karşısında zihnimizin sürekli en kötü ihtimalleri üretmesi biraz da bundan.
Oysa hayat, Excel tablolarına sığmayacak kadar büyük; insan iradesi de hayatın tamamını yönetebilecek kadar sınırsız değil.
İşte tevekkül, çağımızın bu bitmeyen huzursuzluğuna karşı güçlü bir panzehirdir.
Bize sınırlarımızı hatırlatır.
Her şeyin bizim gücümüzle dönmediğini, bizden çok daha büyük bir düzenin var olduğunu sessizce fısıldar.
ÇABADAN VAZGEÇMEK DEĞİL
Tevekkül etmek; mücadeleden vazgeçmek, hayalleri küçültmek ya da kaderin karşısında elleri bağlayıp beklemek değildir.
Tam tersine...
Tevekkül, sonuç ne olursa olsun yeniden ayağa kalkabileceğini bilmenin verdiği cesaretle yola çıkmaktır.
Başarı geldiğinde şımarmamayı, başarısızlık geldiğinde ise kendini bütünüyle tüketmemeyi öğretir.
Çünkü insan, gördüğü resmin yalnızca küçük bir parçasına sahiptir.
Bugün başarısızlık gibi görünen bir şeyin yarın başka bir kapıyı açıp açmayacağını bilemeyiz. Bugün kayıp sandığımız bir yolun bizi hangi hakikate götüreceğini de...
Tevekkül tam burada devreye girer:
“Ben üzerime düşeni yaptım. Bundan sonrası benim kontrolümün dışında.”
Bu cümlede çaresizlik değil, olgunluk vardır.
AKIL İLE KALBİN BULUŞTUĞU YER
Tevekkül, akıl ile kalbin aynı noktada buluşmasıdır.
Akıl sorumluluğunu yerine getirir, plan yapar, çalışır, mücadele eder.
Kalp ise bütün bunların sonunda güvenmeyi öğrenir.
İnsan bazen her şeyi doğru yaptığı hâlde istediği sonucu alamaz. İşte hayatın en zor sınavlarından biri de budur: Çabalamaya devam ederken sonucu kabullenebilmek...
Belki de tevekkülün en büyük sırrı burada saklıdır.
Çünkü teslimiyet, yenilmek değildir. Bazen insanın kendisiyle, hayatla ve kendi sınırlarıyla barışmasının en güçlü biçimidir.
Hayatın karmaşası içinde hepimizin bir içsel limana ihtiyacı var.
Tevekkül, fırtınayı durdurmaz.
Dalgaları susturmaz.
Rüzgârı kesmez.
Ama bize fırtınanın içinde rotamızı kaybetmemeyi öğretir.
Ve belki de insanın hayatta tutunduğu en güçlü ip, gerçekten de görünmeyen bir iptir:
Güvenmek...
Esin Kara