Siyasette Asıl Ayrılık Nerede?
Türkiye yine bir parti tartışmasının ortasında.
Birileri gidiyor.
Birileri kalıyor.
Birileri "gerçek biziz" diyor.
Diğerleri "asıl parti burada" cevabını veriyor.
Siyasette bunlar yeni değil.
Yeni olan, tartışmanın giderek partilerden çok kimlikler üzerinden yürütülmesi.
İşte tam burada durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü seçmenin gündemiyle siyasetçinin gündemi aynı olmayabiliyor.
Vatandaş sabah markete giriyor.
Etiketlere bakıyor.
Ev sahibi kira istiyor.
Esnaf maliyet hesabı yapıyor.
Gençler gelecek planı kurmaya çalışıyor.
Ankara ise hâlâ kimin gittiğini, kimin kaldığını konuşuyor.
Elbette siyasi partiler bölünebilir.
Yeni partiler kurulabilir.
Bu demokrasinin doğal sonucudur.
Ama bir soru var:
Yeni tabela, gerçekten yeni siyaset anlamına gelir mi?
Yoksa aynı tartışmalar farklı bir logoyla devam mı eder?
Bir başka dikkat çekici nokta da dil.
Siyasetin dili...
Son yıllarda giderek daha sert.
"Hain."
"İşgalci."
"Kayyumcu."
"İhanet."
Bu kelimeler artık çok kolay söyleniyor.
Oysa siyaset, rakibi düşman ilan etme yarışı değildir.
İkna etme sanatıdır.
İnsanları kazanma becerisidir.
Bir başka mesele de Atatürk.
Herkes Atatürk'ten söz ediyor.
Herkes Cumhuriyet'i savunduğunu söylüyor.
Ama Atatürk'ün mirası hiçbir siyasi grubun tapulu malı değildir.
Cumhuriyet ortak bir değerdir.
Onu yaşatmanın yolu da sadece konuşmak değil, üretilen siyasetle bunu gösterebilmektir.
Peki bütün bu tartışmaların sonunda ne olacak?
Bunu ne sosyal medya belirleyecek...
Ne televizyon ekranları...
Ne de kulisler...
Kararı yine sandık verecek.
Çünkü siyasette son söz, her zaman seçmenindir.
Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şu:
Siyaset, kendi iç hesaplaşmasını mı konuşacak...
Yoksa vatandaşın hayatını değiştirecek çözümleri mi?
Asıl yol ayrımı da tam burada başlıyor.