Bir ülkenin aynası yaşlılarıdır.
O aynaya bakınca ne gördüğün, aslında geleceğini gösterir.
Türkiye’de yaşlılık meselesi artık romantik cümlelerle geçiştirilecek bir konu değil. “Aile büyüğüdür, baş tacıdır” diyoruz, güzel… Ama o baş tacı bazen aynı evin içinde sessizce yalnızlığa terk ediliyor. Bazen de “biz bakamıyoruz” cümlesinin soğuk duvarına çarpıp huzurevine bırakılıyor.
İşte acı gerçek burada başlıyor:
Biz yaşlıyı seviyoruz ama onunla yaşamayı her zaman beceremiyoruz.
“YÜK” KELİMESİ AĞIRDIR AMA GERÇEK ORADA DURUR
Kelimeleri süsleyebiliriz, yumuşatabiliriz ama bazı gerçekler serttir.
“Yük” kelimesi kimseye yakışmaz, doğru. Ama o kelime toplumun bilinçaltında bir yerlerde dolaşıyor.
Ekonomi sıkışıyor. Evler küçülüyor. İnsanlar iki vardiya, üç vardiya çalışıyor.
Ve yaşlı, bu yeni düzenin ortasında “bakımı zor bir hayat” gibi algılanmaya başlıyor.
Bu bir suçlama değil. Bu bir teşhis.
AİLE MODELİ ÇÖZÜLÜRKEN DEVLET NEREDE DURACAK?
Eskiden geniş aile vardı.
Şimdi apartman dairesi var.
Eskiden birlikte yaşanırdı.
Şimdi “mesafe” ile yaşanıyor.
Ve burada kritik soru şu:
Bu dönüşüm yaşanırken devlet nerede?
Çünkü eğer aile çözülüyorsa, yük sadece ailede kalamaz.
Kalırsa ne olur biliyor musun?
Sessiz dramlar büyür. Kimse bağırmaz ama herkes yavaş yavaş yorulur.
BİR GERÇEK HİKÂYE VAR: EN SERT OLANI
“Çocuklarımın evinde huzursuzluk olmasın diye huzurevine geldim.”
Bu cümle tokat gibi.
İçinde sevgi var.
İçinde kırgınlık var.
Ama en çok da “ben artık dengeyi bozmayayım” duygusu var.
İnsan bazen sevilmediği için değil, yük olmamak için çekilir hayatın kenarına.
Bu çok tehlikeli bir kırılma.
AMA HER ŞEY KARANLIK DEĞİL
Bir başka evde baba var.
Torunlarına masal anlatıyor.
Gelenek aktarıyor.
Evde görünmez bir köprü kuruyor.
İşte yaşlılık tam da bu:
Eğer doğru yerde durursa yük değil, hafıza olur.
Bir ülkenin hafızası…
DEVLETİN ROLÜ: LÜKS DEĞİL, MECBURİYET
Yaşlı bakımı artık “iyi niyetli ailelerin omuzuna bırakılacak” bir mesele değil.
Bu bir sosyal devlet sınavı.
Standart bakım hizmeti yoksa,
erişim eşit değilse,
her şey paraya bağlıysa…
Orada adalet eksiktir.
Ve eksik adalet, bir gün herkesin kapısını çalar.
SON SÖZ
Yaşlılık bir son değil.
Bir ülkenin kendisiyle yüzleşme biçimi.
Onlara nasıl davrandıysan, yarın sana da öyle davranılacak.
Bu yüzden mesele basit değil:
Ne “yük” demek doğru,
ne de sadece “aile işi” diyerek kenara çekilmek.
Gerçek cevap şurada:
İnsan yaşlandığında yalnız bırakılmıyorsa, o ülke gerçekten büyümüştür.