“CHP’de Aynı Rozet, Ayrı Mahalleler”
Orhan Veli’nin o meşhur dizeleri bugün CHP koridorlarında yankılanıyor sanki:
“Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi…”
Çünkü mesele artık sadece bir kurultay tartışması değil.
Mesele; parti binasının içindeki iktidar kavgasıyla, sokağın vicdanı arasındaki uçurum.
CHP bugün iki ayrı ruha bölünmüş durumda.
Bir tarafta belediye koridorlarının steril siyaseti…
Diğer tarafta yıllarca afiş asmış, gözaltı görmüş, kahve kahve dolaşıp oy istemiş örgüt insanları…
Bir taraf diyor ki:
“Düzen bozulmasın.”
Öbür taraf bağırıyor:
“Zaten düzen buysa biz niye mücadele ettik?”
İşte tam burada Orhan Veli giriyor devreye.
Çünkü siyasette de insanlar bazen aynı partide olup bambaşka hayatlar yaşar.
Aynı rozeti taşırlar ama aynı acıyı taşımazlar.
Bugün CHP’de yaşanan kriz tam olarak budur.
Kılıçdaroğlu çizgisini savunanlar kendilerini “terk edilmiş eski mahalle” gibi hissediyor.
Özgür Özel ve yeni yönetimi destekleyenler ise “değişim mecburdu” diyor.
Fakat sorun şu:
Türkiye’de hiçbir siyasi kavga sadece fikir kavgası değildir.
Bir süre sonra aidiyet savaşına dönüşür.
Ve aidiyet kırıldığı anda insanlar birbirine rakip değil, yabancı olur.
Ahmet Hakan üslubuyla açık konuşalım:
CHP’de artık aynı masada oturup başka dünyalara bakan insanlar var.
Bir grup hâlâ “parti kültürü” diyor.
Diğer grup “seçim kazanmak için her şey değişmeli” diyor.
Ama sokaktaki vatandaş başka bir şey soruyor:
“Bu kavga ülkenin hangi derdini çözüyor?”
İnsanlar kirayı konuşuyor.
Pazarı konuşuyor.
Emekli maaşını konuşuyor.
Gençler valiz hazırlıyor.
Muhalefet ise kendi içinde ideolojik apartman kavgasına dönmüş halde.
Üstelik işin en trajik tarafı şu:
Herkes kendini “asıl CHP” sanıyor.
Oysa siyaset bazen haklı olmak değil, aynı gemiyi batırmamaktır.
Bugün CHP’de yaşanan tablo biraz eski Yeşilçam filmleri gibi…
Aynı evin içinde yaşayan ama birbirine yıllardır kırgın insanlar.
Kimse gitmiyor.
Kimse barışmıyor.
Ama herkes birbirine içten içe şunu söylüyor:
“Uyuşamayız…”