SİYASETİN “MUTLAK BUTLAN” HALİ: HERKES HAKLI, HERKES HAKSIZ
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

SİYASETİN “MUTLAK BUTLAN” HALİ: HERKES HAKLI, HERKES HAKSIZ

YAYINLAMA:

‘’MUĞLAK BUTLAN! 

Bazen siyaset, hukuk kitaplarından çıkıp sokak dedikodusuna karışır.
Orada cümleler büyür, sertleşir, şekil değiştirir.
Bir bakmışsın “mutlak butlan” diye bir hukuk terimi, sabah kahvaltısında simidin yanında konuşuluyor.

Sanki herkes hukukçu.
Sanki herkes anayasa profesörü.
Ama aslında herkes biraz öfkeli, biraz yorgun, biraz da haklı çıkmaya aç.

Türkiye siyasetinin son hali tam olarak bu:
Kelime çok, güven az.

‘’MUTLU BURHAN!

Mahkeme kararları, parti içi tartışmalar, karşılıklı açıklamalar…
Hepsi üst üste binince ortaya çıkan şey bir “kriz” değil sadece.
Daha derin bir şey: algı savaşının yeni evresi.

Artık mesele “kim haklı?” değil.
Mesele “kim daha yüksek sesle konuşuyor?”

Ve yüksek ses, ne yazık ki her zaman gerçeği temsil etmiyor.

 

Siyasette bir refleks var:
Bir taraf sertleşince diğer taraf daha sertleşiyor.
Bir taraf “bitti” deyince öteki taraf “asıl şimdi başlıyor” diyor.

Sonuç?
Sürekli bir düğüm.
Ve kimse o düğümü çözmüyor, herkes biraz daha sıkıyor.

 

İşin garip tarafı şu:
Sokaktaki vatandaşın gündemi bambaşka.

Kira, market, fatura, gelecek kaygısı…
Ama ekranlarda başka bir evren var:
Sonsuz açıklamalar, bitmeyen polemikler, birbirine çevrilmiş mikrofonlar.

İki Türkiye var artık:
Biri yaşamaya çalışanlar,
diğeri konuşarak dünyayı değiştirdiğini sananlar.

 

“Mutlak butlan” tartışması da aslında bunun bir parçası.
Hukuki bir kavramdan çok, politik bir sembole dönüşmüş durumda.

Ve semboller, gerçeği çoğu zaman gölgede bırakır.

Birileri için “yok hükmünde”
Birileri için “yeniden başlangıç”

Aynı kelime, iki ayrı evren.

 

Ama siyaset şunu unutuyor:
Seçmen artık tribün izleyicisi değil.
Maçtan çok hayatla ilgileniyor.

Kim ne derse desin, halkın terazisi basit çalışır:
“Bana ne faydan var?”

Gerisi biraz gürültü.

 

İddialar, karşı iddialar, sert cümleler, daha sert cevaplar…
Bu döngü uzadıkça siyaset bir çözüm üretme alanı olmaktan çıkıyor,
bir kendini tüketme ritüeline dönüşüyor.

Ve en tehlikelisi şu:
Herkes kazanıyor gibi konuşuyor ama ülke yoruluyor.

 

Bu noktada siyasetin hafızasına düşen bir cümle daha var:
Kılıçdaroğlu: “HAK, HUKUK, ADALET = BUTLAN”

Bir slogandan çok, artık bir tartışmanın içinde yankılanan sert bir ironi gibi duruyor.
Çünkü siyaset bazen kendi sloganlarının bile gölgesinde kalır.

 

Eleştiri dediğin şey; aklın terazisinde tartılır, vicdanın süzgecinden geçer. Bağırmakla, aşağılamakla, hedef göstermekle büyümez; aksine küçülür, kirlenir, yozlaşır.

Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “Hain Kemal ve fotoğraflarını yırtmak” gibi fiili ifadeler eleştiri değildir. Bu, açıkça dilin kirletilmesidir. Siyaseti fikirle değil, ima ve aşağılamayla yürütmeye çalışanların ucuz refleksidir. Söyleyecek sözü olmayanların, dili keskinleştirip aklı susturma çabasıdır.

Net konuşalım:
Bu tarz ifadeler ne mizah, ne eleştiri, ne de siyaset kapsamına girer. Bu düpedüz saygısızlıktır. Toplumu ayrıştıran, insanları hedef haline getiren, siyasi tartışmayı çamura çeken bir zihniyetin ürünüdür.

Fikirle gel, argümanla konuş, verin varsa koy ortaya. Ama kişilik hedef alarak, kelimeleri zehirleyerek siyaset yaptığını sanıyorsan, bu sadece kendi seviyeni ilan etmektir.

Bu dili reddediyorum.
Bu zihniyeti kınıyorum.
Ve açık söylüyorum: Bu tarz bir üslubun hiçbir meşru tarafı yoktur, olamaz da.

 

Son söz şu olsun:
Bu topraklarda siyaset hiç kolay olmadı.
Ama bu kadar gürültülü de olmak zorunda değildi.

Bazen en güçlü cümle bağırılan değil,
söylenip geçilendir.

Ve belki de artık en çok ihtiyacımız olan şey:
daha az iddia, daha çok sonuç.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *