“Hafta Kutlanır, Hayat Yutulur”
Bir hafta daha geldi takvimde… Üzerinde “Sosyal Güvenlik Haftası” yazıyor.
Kâğıt üzerinde parlak bir cümle gibi duruyor: güvenlik, sosyal devlet, emek, refah…
Ama sokağa çıkınca kelimeler susuyor. Çünkü sokağın dili rakam. Ve o rakamlar konuştu mu, sloganlar boğuluyor.
Bir yanda “kutlu olsun” mesajları…
Diğer yanda kira öderken nefesi kesilen emekli.
Bir yanda istatistiklerle süslenmiş açıklamalar…
Diğer yanda pazar filesini yarım doldurup kasada hesap yapan çalışan.
Şimdi soruyu kimse yüksek sesle sormuyor ama herkes içinden geçiriyor:
“Tam olarak neyi kutluyoruz?”
Sosyal güvenlik dediğin şey, bir ülkenin vicdanıdır.
Eğer o vicdanın terazisi şaşmışsa, hafta ilan etmek sadece takvim süsüdür.
Bugün emekli maaşı bir evin kirasına yetmiyorsa,
çalışan ay sonunu değil haftanın sonunu zor görüyorsa,
esnaf vergiyle siftah arasında sıkışmışsa…
Orada “güvenlik” kelimesi biraz ağır kaçıyor.
Ama mesele sadece rakam değil.
Mesele, insanın kendini “değerli” hissetmesi.
Çünkü yoksulluk sadece boş cüzdan değildir.
Yoksulluk, geleceğe güvenin çekilmesidir.
Bir açıklama yapılıyor: maaşlar yatırılacak, ikramiyeler hesapta olacak…
Elbette olacak. Olmalı da.
Ama asıl soru şu:
O hesaplara yatan para, hayatı gerçekten taşıyor mu?
Bugün bir emekli, yıllarını verdiği emeğin karşılığında nefes hesabı yapıyorsa…
Bir çalışan, aldığı ücretle ayın ortasında ışıkları kısıyorsa…
Orada sadece ekonomi değil, sosyal sözleşme de tartışmaya açılır.
Ve en sert gerçek şudur:
Bir toplum, en çok emekçisinin yüzünden anlaşılır.
Gülümsemesi azalan bir emekli ülkesi, büyüme grafikleri yükselse de eksilir.
Belki de artık şu cümleyi daha dürüst kurmak gerekiyor:
“Hafta kutlanmıyor… sadece hatırlatılıyor.”
Hatırlatılan şey ise acı:
Emeğin değeri, söylemde yüksek; yaşamda düşük.
Ve bu ülkede en pahalı şey artık emek değil…
emekçinin sabrı.