Koltukların Gölgesinde Kaybolan Siyaset
RAKAMLARIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN MEMLEKET
Memlekette artık hiçbir tartışmanın özü konuşulmuyor.
Herkes rakama, etikete, kavgaya takılıyor.
Biri “370 kişi işe alındı” diyor, diğeri “Hayır 293” diye kürsüden bağırıyor.
Sanki mesele 77 kişilik farkmış gibi…
Oysa halkın aklındaki soru başka:
“Bu düzen neden hep aynı insanları büyütüyor?”
Rakamlar Yalan Söylemez Derlerdi
Bugün siyasette rakamlar konuşuluyor ama kimse liyakati konuşmuyor.
Enflasyon açıklanıyor ama pazardaki fiyat başka hayat anlatıyor.
TÜİK başka ülkede yaşıyor sanki, vatandaş başka ülkede.
Birileri istatistiklerle hayatı dizayn etmeye çalışıyor.
Birileri RTÜK’le ekranları…
Birileri yargıyla siyaseti…
Birileri de parti transferleriyle vicdanı.
Dün birbirine en ağır sözleri söyleyenlerin bugün aynı fotoğraf karesine girmesi artık kimseyi şaşırtmıyor.
Çünkü ideoloji yoruldu, koltuk profesyonelleşti.
Rozetler Değişiyor, Düzen Değil
Eskiden parti değiştiren siyasetçi izah yapardı.
Şimdi rozet değişimi neredeyse “kariyer güncellemesi” gibi sunuluyor.
Halk için siyaset diyenler, rant için adres güncelliyor.
Yerelde tablo daha şiirsel…
Aynı soyadları, aynı masalar, aynı koltuklar…
Başkan gidiyor, yerine kardeşi geliyor.
O gidiyor, dostu geliyor.
Seçim oluyor ama atmosfer düğünde takı teslimi gibi.
Sonra dönüp “tek adam düzeni” eleştirisi yapılıyor.
İnsan da sormadan edemiyor:
Kendi mahallesinde değişmeyenler, ülkeye nasıl değişim vaat ediyor?
Siyasetin Matematiği, Halkın Gerçeği
Bir başka tartışma da geçmiş üzerinden sürüyor.
“144 müydü, 147 miydi?” diye rakama sıkışan bir vicdan muhasebesi…
Belki sayı yanlış yazıldı.
Belki klavye sürçtü.
Ama toplumun hafızasına takılan şey sayı değil;
o günlerde kimin gerçekten neyin karşısında durduğu.
Çünkü bu ülkede bazen rakamlar değil, suskunluklar tarih yazdı.
Devir Teslim Cumhuriyeti
Bugün hâlâ insanlar geçmişle yüzleşmekten çok, geçmişin üstüne yeni slogan örtmeye çalışıyor.
Ama toplum artık slogan değil samimiyet arıyor.
Ve işin en ironik tarafı şu:
Herkes birbirine “yandaş” ya da “tetikçi” demeye o kadar alıştı ki,
hakikatin sesi duyulmaz oldu.
Oysa gerçek ne alkış ister, ne taraf.
Gerçek sadece cesaret ister.
Ve bazen bir kentin arka sokağında fısıldanan cümle,
ulusal ekranlarda saatlerce yapılan tartışmadan daha gerçektir.