Görünmeyen Hayatın İçinden – Engellinin Sessiz Türkiye’si
Biz hayatı biraz daha yavaş yaşıyoruz.
Ama yavaşlık bizim tercihimiz değil, çoğu zaman engellerin bıraktığı iz.
Sokaklar hızlı, insanlar aceleci…
biz ise çoğu zaman bir kaldırımın sınırında duruyoruz.
Engellilik sadece bir durum değil.
Bazen bir kapı, bazen bir merdiven, bazen de bir bakış meselesi.
En zor olanı ise fiziksel değil…
görülmemek.
Kartal’da da İstanbul’da da aynı hikâye var:
Rampası olmayan kaldırımlar,
erişilemeyen binalar,
yarım kalmış düzenlemeler…
Ve en çok da “alışmış gibi yapan” gözler.
Bir engelli için şehir, sadece sokak değildir.
Şehir aynı zamanda bir testtir:
“Burada var olabilecek misin?”
Toplu taşıma bir mücadele,
kamu binaları bir engel parkuru,
sosyal hayat ise çoğu zaman uzaktan izlenen bir film gibi.
Ama bütün bu tabloya rağmen hayat devam eder.
Çünkü engellilik, hayattan kopmak değildir.
Sadece hayatın başka bir ritmini öğrenmektir.
Kartal sokaklarında bunu hissedersin:
Bir kaldırıma çıkamayan tekerlek,
bir adımda duran bir hayat,
bir yardım beklemeden devam etmeye çalışan insanlar…
Asıl sorun engel değil bazen.
Asıl sorun, o engeli fark etmeyen bakıştır.
Çünkü görmeyen göz değil, görmezden gelen zihin yoruyor.
Engelli bireyler için en büyük ihtiyaç bazen cihaz değil,
anlaşılmaktır.
“Yardım etmek” değil sadece…
“yan yana durmak”tır mesele.
Siyaset konuşuluyor, projeler açıklanıyor, raporlar hazırlanıyor…
ama sokakta hâlâ bazı kapılar açılmıyor.
Ve açılmayan her kapı, aslında bir hayatı içeride bırakıyor.
Kartal’da bir bankta oturan biri için dünya şudur:
Ulaşabildiği kadar vardır.
Geri kalanı biraz uzaktır.
Ama o uzaklık bazen kilometre değil…
imkân meselesidir.
Ve bütün bunların içinde en güçlü şey yine insandır.
Çünkü her şeye rağmen yaşamaya devam eder.
Soru sormadan değil…
sorularla birlikte yaşar.
Belki de en net gerçek şu
Engellilik bir eksiklik değil.
Ama toplumun eksik bıraktığı çok şey var.
Son cümle gibi değil, bir hatırlatma gibi kalsın:
Bir şehir, en zayıf halkasına göre güçlüdür.
Ve gerçek medeniyet, engeli kaldırmakla değil…
insanı eşitlemekle başlar.