Ben bu yazıyı kürsüden değil, dükkânın önündeki tabureden yazıyorum.
Çayın demi ağır, günün yükü daha ağır.
Siyaset konuşuluyor ya…
Benim terazimde tartılan şey konuşma değil, kasa defteri.
Sabah kepengi açarken ilk düşündüğüm şey şu:
“Bugün siftah olur mu?”
Kartal’da esnafın dili artık kısa.
Uzun cümle kuran kalmadı, çünkü uzun cümle masraf demek.
Bir müşteri giriyor, bakıyor, soruyor, çıkıyor.
Alışveriş değil artık bu…
Sadece yoklama gibi.
Ve biz bunu her gün yaşıyoruz.
Televizyonda büyük laflar dönüyor.
Yukarıda siyaset, aşağıda geçim.
Ama ben şunu biliyorum:
Kasaya para girmiyorsa hiçbir sloganın sesi çıkmıyor.
Esnafın ideolojisi yoktur.
Esnafın ay sonu vardır.
Kartal’da kiralar yükseliyor, mal maliyeti yükseliyor, umut aynı yerde sayıyor.
Ama en çok da insanın morali düşüyor.
Çünkü insan dediğin şey sadece ekmekle yaşamıyor…
bir de “yarın” hissiyle ayakta duruyor.
O his gidince dükkân da ağırlaşıyor.
Siyasetçiler değişiyor, belediyeler değişiyor, partiler değişiyor…
Ama bizim gün değişmiyor.
Sabah aynı telaş, akşam aynı yorgunluk.
Ve arada kalan tek şey: beklemek.
Şunu açık söyleyeyim:
Esnaf artık proje dinlemiyor.
Esnaf “ben bugün ne satacağım?” sorusuna bakıyor.
Çünkü raf dolu ama cep boşsa, hiçbir açıklama onu doldurmuyor.
Kartal sokaklarında bir sessizlik var aslında.
Konuşulmayan ama hissedilen bir sessizlik.
Kimse bağırmıyor ama herkes hesap yapıyor.
Ve o hesapta siyaset değil, hayat var.
Bir de şu var:
Eskiden “düzelir” derdik.
Şimdi “nasıl düzelecek?” diyoruz.
Aradaki fark sadece kelime değil…
bir güven kırılması.
Ben siyaset bilmem diyenlerden değilim.
Ben siyasetin sonucunu her gün kasada görenlerdenim.
Kimin konuştuğu değil, kimin cebime dokunduğu önemli.
Ve belki de en net gerçek şu:
Esnafın partisi olmaz,
esnafın ayakta kalma derdi olur.
O derdi kim hafifletiyorsa, oraya bakar.
Son söz değil ama dükkân kapanış cümlesi gibi dursun:
Siyaset yukarıda konuşuluyor olabilir…
ama hayat aşağıda yazılıyor.
Ve o yazıyı en iyi esnaf okur.