KALDIRIMDAN SARAYA, MEYDANDAN MAHKEMEYE: BU ÜLKENİN TERAZİSİ NEREDE DURUYOR?
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

KALDIRIMDAN SARAYA, MEYDANDAN MAHKEMEYE: BU ÜLKENİN TERAZİSİ NEREDE DURUYOR?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir ülke düşünün…
Bir taraf “adalet herkes için” diyor, diğer taraf “önce biz” diye fısıldıyor.
Ve ortada bir terazi…
Ama kefeleri sabit değil, rüzgâr nereden eserse oraya eğiliyor.

Kartal’da sabah başka başlıyor artık.
Pazar yerinde fiyat konuşulmuyor sadece…
“Kim haklı, kim güçlü, kim susacak?” bunlar dolaşıyor tezgâh aralarında.

Türkiye’de siyaset uzun süredir bir fikir yarışı değil,
bir algı savaşı.
Kim daha çok bağırırsa o haklı sanılıyor.
Kim daha çok ekran bulursa o gerçek sanılıyor.

Ama gerçek, ekran sevmez.
Gerçek sokakta gezer, kaldırımlara siner.

 

Mahkeme salonlarında “eşitlik” cümleleri yankılanıyor.
Ama dışarı çıkınca başka bir Türkiye başlıyor:
aynı vatandaş farklı kapılardan giriyor,
aynı emek farklı terazide tartılıyor.

Bir yanda hukuk dili sert, keskin, net…
Diğer yanda hayatın dili yorgun, kırık, sabırsız.

Ve insan soruyor:
Eğer herkes eşitse…
neden herkes aynı yerde değil?

 

Ve artık yaşadığımız İlçemiz Kartal’a dönelim.
Yerel siyaset artık sadece hizmet yarışı değil,
bir “itibar savaşı”.

Kimisi proje anlatıyor,
kimisi fotoğraf.
Kimisi gerçek üretiyor,
kimisi gündem.

Ama halk artık şunu ayırt ediyor:
Fotoğraf mı gerçek mi?
Hizmet mi gösteri mi?

Çünkü bu şehir artık slogan yemiyor.
Bu ülke artık vitrinle oyalanmıyor.

 

Ulusal sahneye baktığında ise tablo daha keskin:
siyaset bir arena değil artık,
bir sinir sistemi.

Bir açıklama yapılıyor, piyasa titriyor.
Bir karar konuşuluyor, ekranlar alev alıyor.
Bir isim geçiyor, sosyal medya ikiye bölünüyor.

Ama kimse şunu sormuyor:
“Bu gürültüde halk ne duyuyor?”

 

Gazetecilik burada devreye giriyor işte.
Ama o da başka bir kırılma noktasında.

Bir zamanlar mesafe vardı.
Şimdi yakınlık moda.

Bir zamanlar soru vardı.
Şimdi yorum.

Ve en tehlikelisi:
haber ile taraf arasındaki çizgi giderek silikleşiyor.

Ama şunu unutuyor herkes:
Gazeteci yakın olursa değil,
mesafeli kalırsa güçlüdür.

 

Siyaset ise başka bir yere evriliyor.
Artık sadece iktidar-muhalefet meselesi değil,
bir “hikâye üstünlüğü” savaşı.

Kim hikâyeyi kurarsa,
gerçeği o yazıyor gibi davranıyor.

Ama halk hikâyeyi değil,
hayatını görüyor.

Faturayı görüyor.
Kirayı görüyor.
İşi görüyor.
Beklemeyi görüyor.

 

Ve belki de en kritik soru burada:
Bu ülkenin adaleti gerçekten herkese mi lazım,
yoksa sadece konuşulması mı kolay?

Çünkü adalet sadece mahkeme duvarlarında yazan bir kelime olursa,
sokakta karşılığı olmaz.

Ve sokakta karşılığı olmayan adalet,
bir gün sadece kelime olarak kalır.

 

Bu ülke çok şey gördü.
Slogan da gördü, kavga da gördü, değişim de gördü.

Ama artık yeni bir şey istiyor:
gürültüsüz doğruluk.

Ne fazla bağıran kazansın,
ne en güçlü olan.

Sadece doğru olan ayakta kalsın.

Çünkü bu toprakların en eski derdi şu:
herkes konuşuyor…
ama çok az kişi gerçekten adil konuşuyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *