“Kartal’da emekli sayıyor: Gün değil, eksilen ömür”
Bayram yaklaşıyor…
Ama Kartal sahilinde yürüyen emeklinin cebinde bayram yok.
Adımlar yavaş, bakışlar uzak…
Çünkü hesap tutmuyor.
Bir yanda ekranlarda konuşanlar:
“İkramiye artacak”, “maaş iyileşecek”…
Diğer yanda pazara giden emekli:
Poşeti yarım, cüzdanı boş.
Şimdi soruyorlar:
“8 bin lirayla insan nasıl yaşar?”
Bu soru değil aslında…
Bu bir sitem.
Biriken, ağırlaşan, içe çöken bir sitem.
Kartal’da kahvehaneler dolu ama çaylar sayıyla içiliyor.
Eskiden sohbet uzardı, şimdi hesap kısa:
“Bugün ne kadar harcadım?”
Türkiye’nin dört bir yanında aynı sahne:
Emekli artık dinlenmiyor… direniyor.
Açık söyleyelim:
Maaş artmıyor, hayat pahalanıyor.
Aradaki fark?
Emeklinin ömründen gidiyor.
Birileri çıkıp rakam açıklıyor.
“Enflasyon düştü” diyor.
Ama markette fiyat etiketiyle göz göze gelen herkes biliyor:
O rakamlar kâğıtta yaşıyor, hayat başka.
Ve en kırıcı olan şu:
Emekli sadaka istemiyor.
Hakkını istiyor.
Yıllarca çalışmış, üretmiş, bu ülkenin yükünü taşımış bir nesil…
Bugün torununa harçlık verememenin utancıyla baş başa.
Kartal’da bir amca geçen gün şöyle dedi:
“Eskiden bayramı beklerdik, şimdi korkuyoruz. Masraf demek.”
İşte mesele tam burada.
Bayram bile yük olmuşsa…
orada ekonomi değil, düzen sorgulanır.
Ulusalda büyük cümleler kuruluyor:
“Refah artacak”, “denge sağlanacak”…
Ama Kartal sokakta denge yok.
Terazi kırık.
Bir kefede hayat, diğerinde maaş…
Ve her gün biraz daha ağır basan taraf belli.
Şunu herkes duysun:
Emekli sessiz olabilir…
ama görmezden gelinirse o sessizlik bir gün yankıya dönüşür.
Ve o yankı, sandıkta da sokakta da kendini gösterir.
Son söz mü?
Emekliyi oyalamak kolay…
ama geçim derdini susturmak imkânsız.