“Kalem mi Konuşuyor, Kamera mı Alkış Tutuyor?”
Kartal küçük bir yer değil artık.
Ama bazı alışkanlıkları hâlâ dar sokaklardan çıkamıyor.
Yerel siyaset sahnesi…
Işıklar açık, mikrofonlar hazır, kameralar kayıtta.
Ama tuhaf bir şey var:
Sorular eksik.
Çünkü bazı kalemler yazmıyor,
bazı mikrofonlar sormuyor,
bazı gazeteciler izlemiyor…
oyunun parçası oluyor.
Bir siyasetçi konuşuyor.
Cümleler tanıdık, vaatler yuvarlak, alkışlar hazır.
Ama o alkışın sesi doğal değil.
Biraz fazla temiz, biraz fazla organize.
Sanki spontane değil…
sanki planlı.
Orada gazeteci var mı?
Var.
Ama gazetecilik var mı?
İşte o tartışılır.
Eskiden gazeteci ile siyasetçi arasında ince bir çizgi vardı.
Şimdi o çizgi silik… hatta bazı yerlerde tamamen yok.
Haber yapması gereken, PR metni yazıyor.
Soru sorması gereken, teşekkür ediyor.
Eleştirmesi gereken, parlatıyor.
Ve adına da “iletişim” diyorlar.
Bir de yeni moda var:
“Dayanışma” başlığı altında kurulan görünmez ittifaklar.
Özellikle kadın dayanışması…
Kulağa güçlü geliyor, olması da gerekiyor.
Ama mesele şu:
Gerçek dayanışma mı bu,
yoksa stratejik bir vitrin mi?
Kadın kimliği üzerinden kurulan PR zinciri,
bazen eleştiriyi susturmanın kibar yolu haline geliyor.
Birbirini yükselten değil,
birbirini koruyan bir sistem.
Sorulmayan sorular,
yazılmayan gerçekler,
üstü örtülen hatalar…
Ve hepsi “iyi niyet” ambalajında.
Kartal’da siyaset sadece sahnede oynanmıyor artık.
Kulisler daha kalabalık,
arka plan daha hareketli.
Bir haberin nasıl çıkacağı,
kimin öne çıkarılacağı,
kimin sessizce geri planda kalacağı…
Bunlar artık tesadüf değil.
Bir akış var.
Ve o akışı yöneten görünmeyen eller.
Ama şunu unutuyorlar:
Okur aptal değil.
İzleyen görüyor.
Sessiz kalan bile hissediyor.
Gerçekle PR arasındaki o ince fark,
bir noktadan sonra gözle değil,
sezgiyle okunuyor.
Ve en tehlikelisi şu:
Gazetecilik, güvenini kaybettiği an
hiçbir PR çalışması onu geri getiremez.
Çünkü güven bir kez çatladı mı,
en parlak manşet bile o kırığı gizleyemez.
Belki de mesele şu:
Kartal’da kim kimi parlatıyor değil,
kim gerçeği karartıyor?
Çünkü bazen en büyük sessizlik,
en yüksek alkışın içinde saklanır.