Hayat cetvelle çizilmiş bir grafik değil…
Daha çok rüzgârın yön değiştirdiği bir deniz gibi.
Dalgalar bazen yükselir, bazen çekilir.
Ve biz o dalgaların üstünde, “aşağı yukarı” dengede kalmaya çalışırız.
Kesinlik isterler bizden.
Dakik ol, net ol, şaşma derler.
Ama insan dediğin; virgülden sonraki rakamlara sığmaz.
“Aşağı yukarı altıda oradayım” dediğinde, aslında şunu söylersin:
Ben insanım… gecikebilirim, şaşabilirim, yaşayabilirim.
Kesinlik biraz buz gibidir.
“Aşağı yukarı” ise avuç içi kadar sıcak…
İNİŞLER VE ÇIKIŞLAR
Kelimeleri ayır:
Aşağı — düşüş, kırılma, suskunluk.
Yukarı — umut, sevinç, yükseliş.
Hayat bu iki kelimenin arasında gidip gelen bir sarkaç.
Sürekli yukarıda kalamazsın, nefesin yetmez.
Sürekli aşağıda kalamazsın, ışık kaybolur.
Denge dediğin şey; tam ortada durmak değil,
o gidip gelmelere alışmaktır.
Bir kalp gibi düşün…
Atar, durur, yine atar.
İşte yaşam o ritimde saklı.
TAHMİN ETME SANATI
İnsan geleceği bilmez, hisseder.
Bir yemeğin tuzunu ölçmez, “aşağı yukarı” koyar.
Bir sevgiyi tartmaz, “aşağı yukarı” hisseder.
Bu bir eksiklik değil.
Bu, insan olmanın en zarif hali.
“Tam bilmiyorum ama bir sezgim var” demenin en yumuşak yolu:
Aşağı yukarı…
SON SÖZ: KUSURDAKİ ÖZGÜRLÜK
Hayat hesap tutmaz.
Planlar kayar, saatler şaşar, yollar uzar.
Ama belki de mesele tam burada:
Her şeyin kusursuz olmasını beklemek yerine,
o küçük sapmaları sevebilmekte.
Çünkü hayat;
tam değil…
ama aşağı yukarı olması gerektiği gibi.