Siyaset mitingle mi olur?
Meydan kalabalık, slogan yüksek, kürsü ateşli… Sonra herkes evine.
Hakikat şu: Alkış sandığa dönüşmüyorsa, o ses rüzgârda kaybolur.
Kılıçdaroğlu’nun “kendi seçmenimizle konuşuyoruz” tespiti boş değil. Bu, bir özeleştiri. Ve özeleştiri cesaret ister. Çünkü kalabalıkla avunmak kolaydır; mutabakat inşa etmek zor.
Bir asır önce Atatürk ne yaptı?
Direkt Meclis açmadı. Önce zemin kurdu. Bölgenin sözü geçenini, kanaat önderini, eşrafı, askeri, hocayı, esnafı… Herkesi sürece dahil etti. “Bu benim değil, bizim davamız” dedi. Meşruiyeti adım adım ördü. 23 Nisan 1920 o yüzden bir sonuçtu; başlangıç değil.
Siyaset romantizm kaldırmaz. Matematik kaldırır.
%48,5 oy — küçümsenecek oran değil. Üstelik sırtında iç tartışmalar, sabotaj iddiaları, dağınık kadrolar varken. Bu tablo şunu gösterdi: Türkiye’de yarıya yakın bir kitle değişim istiyor. Ama yarı yetmiyor. Mutlak çoğunluk için güven, istikrar ve netlik gerekiyor.
CHP’nin İç Yangını
Özgür Özel meydan diliyle konuşuyor.
Ekrem İmamoğlu yargı kıskacında.
Parti içinde isimler, iddialar, kulisler uçuşuyor.
Soru şu: Parti kendi içinde demokrasi kurmadan ülkeye nasıl demokrasi vaat edecek?
Laiklik bildirileri peş peşe geliyor. Sendikalar konuşuyor. Meslek örgütleri konuşuyor. Ama CHP kurumsal olarak net bir çerçeve çizmiyor. Sessizlik bazen stratejidir; bazen boşluk. Boşluk varsa, başkası doldurur.
Altı Ok bir nostalji objesi değil; yön pusulası.
Cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, milliyetçilik, devrimcilik…
Bunlar vitrin süsü olursa, parti kimliğini kaybeder. Kimliğini kaybeden parti ise güven kaybeder.
Hukuk, Seçim ve “Geç Seçim” Meselesi
14 Mayıs 2023’te sandık kuruldu. Takvim 2028’i gösterdiğinde.
Anayasa açık: Beş yılda bir seçim.
Teorik bir soru: İktidar seçimi geciktirirse ne olur?
Cevap net: Bu anayasal krizdir. Meşruiyet tartışması doğar. Muhalefetin görevi sadece sandık istemek değil; hukukun takvimine sahip çıkmaktır. Demokrasi seçimle gelir ama seçim de hukukla korunur.
Sokak mı? Meclis mi? Hukuk mu?
Hepsi. Ama önce örgütlü akıl. Kaotik refleks değil, stratejik direnç.
Asıl Tehlike
Her gün “seçim” demek yetmez.
Güçlü iktidarlar sadece sandıkta değil, süreçte kazanır.
Rakibin adaylığını, hukuki sınırlarını, meşruiyet çerçevesini tartışmaya açmak da siyasettir. Diplomaysa diploma, anayasa ise anayasa. Dosya kapanmadan gündem kapanmaz.
Son Söz: Tohum ve Sorumluluk
Kılıçdaroğlu bir tohum ekti.
O tohum mutabakat fikriydi.
Ama tohum kendi kendine orman olmaz.
Su lazım.
Emek lazım.
Ego değil, akıl lazım.
Parti içi demokrasi prova değil; zorunluluk.
İçeride çoğulculuk yoksa dışarıda inandırıcılık olmaz.
Ve evet…
Ortadoğu coğrafyasında demokrasi zor. Laiklik kırılgan. Ama zor diye vazgeçmek mi? Hayır. Zor olan inşa edilir. Kolay olan yıkılır.
Bugün CHP kaynıyorsa bu kötü değil. Enerji var demektir.
Mesele o enerjiyi yangına mı çevireceğiz, ışığa mı?
Siyaset bir gül bırakma sanatıdır.
Giderken yara açan değil, iz bırakan kazanır.
Yarın bir çınar gölgesi istiyorsak,
bugün birbirimizi budamayı bırakıp kökleri güçlendirmemiz gerekiyor.
Gerisi laf.