Geleceği Uzlaşarak Değil, Üreterek Kurmak

Geleceği Uzlaşarak Değil, Üreterek Kurmak

YAYINLAMA:

​Bazen haberleri okurken veya toplumsal gelişmeleri izlerken, olayların mantık sınırlarını zorladığını hissederiz. 

Çoğu zaman "olmaz" dediğimiz ne varsa, bir bakmışız ki hayatın gerçeği haline gelmiş. 

Bugün dünyada ve bölgemizde yaşananları sadece birer "talihsizlik" veya "kader" olarak görmek, madalyonun arka yüzünü görmezden gelmek olur.

​Aslında tanık olduğumuz tablo; ekonomik çıkarların, insani değerlerin önüne geçtiği devasa bir çarkın işleyişidir. 

Sömürü üzerine kurulu bu düzen, devamlılığını sağlamak için doğayı, çevreyi, hukuku ve hatta temel insan haklarını çoğu zaman bir engel olarak görebiliyor. 

Kendi özgürlük tanımını herkese tek seçenekmiş gibi sunan bu yapı, istikrar adına her yolu denemekten çekinmiyor.

​Küresel ölçekte baktığımızda, ekonomik gücün artık sadece rakamlarla değil, militarist bir baskıyla da tahkim edildiğini görüyoruz. 

Özel güvenlik yapılanmalarından tutun da, sınırların ötesine taşan operasyonlara kadar her adım, aslında ekonomik bir sistemin ayakta kalma çabasıdır. 

Hukuk ise maalesef bu süreçte bazen çözüm üreten bir mekanizma olmaktan çıkıp, güçlü olanın kararlarını meşrulaştıran bir araca dönüşebiliyor.

​Peki, bu "toz duman" içinde çıkış yolu neresi? 

Toplumsal sorunlarımızı sadece mevcut sisteme eklemlenerek veya yüzeysel reformlarla çözemeyeceğimiz ortada. 

Çözüm; günü kurtaran uzlaşmalarda değil, ülkenin öz kaynaklarına ve insan gücüne dayanan kalıcı politikalardadır.

​Ülkemizin menfaatlerini korumanın ilk yolu, dışa bağımlı ve sömürüye açık finans modellerinden sıyrılıp, emeğin değerini koruyan üretim odaklı bir modele geçmektir.

Hukuku, sadece belirli kesimlerin çıkarlarını koruyan bir paket olmaktan çıkarıp, her bir vatandaşın sığınağı haline getirmeliyiz. 

Kamu görevlerinde liyakatin esas alınması, devletin gücünü sadece hukuka dayandırması şarttır.

​Cehaletin ve dogmaların yerine akılcı, bilimsel ve toplumcu bir eğitim modelini koymak zorundayız. 

İnsanlık; sömürünün, yoksulluğun ve savaşların gölgesinde yaşamaya mahkûm değildir.

​Sonuç Olarak;

​Umutsuzluğa kapılmak veya "başka seçenek yok" saplantısına takılmak, sadece sömürü düzeninin işine yarar. 

Kendi aklımıza, emeğimize ve örgütlü gücümüze güvendiğimizde; sınıfsız, sömürüsüz ve barış içinde bir gelecek kurmak aslında hiç de zor değil. 

İhtiyacımız olan tek şey; sahte özgürlük vaatlerine değil, emeğin hakikatine sarılmaktır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *