Delegelik Tiyatrosu: CHP’de Mahallede Öz Evlat – Üvey Evlat Ayrımı
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

Delegelik Tiyatrosu: CHP’de Mahallede Öz Evlat – Üvey Evlat Ayrımı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Siyasetin ve Hemşericiliğin Gölgesinde: Mahallede Üvey Evlat Olmak

Bazı mahallelerde siyaset, sandıkla değil, hemşericilikle yapılır. Bir yerden gelmek, bir kökene ait olmak, aynı köyden, aynı ilçeden olmak; bütün kapıları açan sihirli bir anahtardır. Eğer o zincirin dışında kalmışsanız, ne kadar çalışkan, dürüst, iyi niyetli olursanız olun, “mahallede üvey evlat” olmanız işten bile değildir.

Ahbap-Çavuş Düzeni: CHP’nin Üvey Evlatları Sahneye Çıkamıyor

Kimi için siyaset, halka hizmetin aracıdır. Ama çoğu yerde siyaset, hemşehri masasında paylaşılan çay, düğünde çekilen halay ya da memleket sohbetiyle şekillenir. İşi olan, yolu yapılan, belediyede bir kapı açtıran hep o ahbap-çavuş, hemşeri bağıyla örülü ağın içindekiler olur. Geriye kalanlar ise sadece seyirci…

“Üvey evlat” hissi işte burada doğar. Çünkü bilirsiniz ki, aynı mahallede yaşıyor, aynı vergiyi veriyor, aynı kaldırımı kullanıyor olsanız bile, o görünmez zincirin dışında kalmışsınızdır. Ne kadar haklı olsanız da, sizin kapınız daha az çalınır, sizin isminiz daha az anılır, sizin emeğiniz daha az görünür.

Oysa mahalle dediğin herkesindir. Hizmet dediğin eşit dağılırsa anlamlıdır. Ama hemşericiliğin ağır bastığı yerlerde adalet terazisi bozulur. Kimisi baş köşede “öz evlat” olur, kimisi ise her daim “üvey evlat” muamelesi görür.

Sandık mı? Liste mi? Mahallede Demokrasi Seyirlik Oldu

Bugün siyasetin önündeki en büyük engellerden biri tam da budur: Kökene göre değer biçmek, hemşericiliği liyakatin önüne koymak. Siyaset, kimsenin kimliğini ötekileştirmediği; mahallede, ilçede, şehirde herkesin öz evlat sayıldığı gün gerçek anlamına kavuşacaktır.

CHP Mahalle Siyasetinde: Delege Seçiminde Üvey Evlat Olmak

CHP’de mahalle siyaseti deyince akla ilk gelen şey “delege seçimleri”dir. Sandığın konulduğu gün, partililer heyecanla oylarını kullanır. Ama gerçekte olan biten, çoğu zaman “parti içi demokrasi” değil, ahbap-çavuş ilişkileri, hemşericilik zincirleri ve mahalle dengeleridir.

Eğer doğru aileden, doğru hemşerilikten, doğru sofradan gelmiyorsanız, çok çalışsanız da, yıllarca emek verseniz de, kendinizi çoğu zaman “üvey evlat” gibi hissedersiniz. Çünkü isim listeleri çoktan hazırlanmıştır; “Ali yazılsın, Fatma çıkarılsın, bu aileden şu kadar olsun” denilmiştir. Sandık ise çoğu zaman sadece bir formalitedir.

İşte bu noktada kırıcı olan sadece seçilememek değildir; eşit bir partili olamamak hissidir. Aynı aidatı ödeyip, aynı afişi asıp, aynı yağmurda broşür dağıtsanız da, bir bakarsınız ki mahalledeki “öz evlatlar” çoktan ön sıraya alınmıştır. Siz ise kapının kenarında, “göz ucuyla” anılırsınız.

CHP, bu ülkenin umudu olmak istiyorsa önce kendi içinde şu basit ilkeyi hatırlamalıdır: Hiçbir partili üvey evlat değildir. Sandığın, listenin, seçimin adil olmadığı yerde demokrasi büyümez.

Üyelerin iradesi gerçekten sandığa yansıdığında, mahallede kimse “öz” ya da “üvey” olmayacak. İşte o gün, CHP’nin mahallelerdeki örgütlenmesi sadece kağıt üzerinde değil, gönüllerde de kök salacak.

“Delegelikte ahlaki erozyon” tablosu 👇

Siyasette Önce Ahlak, Sonra Liyakat
– Seçim kazanıldıktan sonra karşı listeye hakaret etmek, insanları “Kılıçdaroğlucu – İmamoğlucu” diye bölmek, “HDP’lisiniz” diyerek yaftalamak siyasetin değil, ötekileştirmenin dili.

Delegelikte Menfaat ve Mesaj Trafiği
– “Seçileceklere iş vaadi, delegelerle tanışma mesajları, makam sözü”… Oysa delegelik, kişisel çıkar değil halkın iradesini temsil etme görevi olmalıydı.

Demokrasi mi, Akraba Düzeni mi?
– Mahallelerde sandık değil, ahbap-çavuş ilişkisi işliyor. Kazanılan seçimler ise “öz evlat – üvey evlat” ayrımına dönüşüyor.

 “Siyasette Önce Ahlak Sonra Liyakat: Delegelik Koltuğu Uğruna Neleri Kaybediyoruz?”
 “Mahallede Siyaset, Üvey Evlatlık ve Kirlenen Dil”
“Kılıçdaroğlu’cusun-İmamoğlu’cusun Tartışmaları: CHP’de Birlik Yerine Ayrışma mı?”

CHP Mahalle Siyasetinde: Üvey Evlatlar Sahneye!

(3 Perdelik Absürt Kartal'ın Mahallerinde Siyasi Komedi)

1. Perde: Liste Masası
Mahallerde siyaset, aslında bir tiyatro sahnesidir. Sandık ortada durur ama rol dağılımı çoktan yapılmıştır:

“Öz evlatlar” başrolde.

“Üvey evlatlar” figüran.

Muhtar misali “rejisör” arka planda,

Kanaat önderi “protokol davetlisi”,

Sandık ise sahne dekoru.

Perde açılır, başroldeki isimler listeye yazılır. Üvey evlatlar ise “salona girmek için davetiye var mı?” diye kapıda bekler.

2. Perde: Sandık Gösterisi
Herkes sıraya girer, sandığa zarf atılır. Ama salondaki herkes bilir ki zarfların içinden aynı liste çıkacak. Çünkü liste çoktan yazılmıştır.
Üvey evlatların heyecanı kısa sürer: “Ya bizim ismimiz?” sorusuna verilen yanıt hep aynıdır:
– “Seneye bakarız.”
Seneler birikir, “bakılır” ama hiç görülmez.

3. Perde: Üvey Evlat Monoloğu
Üvey evlat sahneye çıkar, mahallede ki delege ağalarına döner ve der ki:
“Ben aynı aidatı ödedim. Aynı afişi astım. Aynı yağmurda broşür dağıttım. Ama sahnede bana hep figüran rolü verdiler. Sahi, bu tiyatronun adı demokrasi mi, yoksa hemşeri derneği mi?”

Final Sahnesi:
Perde kapanır, alkışlar başroldeki öz evlatlara gider. Üvey evlatlar ise yine kuliste bekler. Oyun biter, seyirci dağılır. Ama içerdeki hikâye hep aynı: CHP’de mahalle siyaseti, demokrasi oyunu değil, delegelik tiyatrosudur.

👉 Yazının özü: “Siyaset, koltuk için değil; ahlak ve liyakat için yapılmalı. Aksi halde partiler, kendi içinde demokrasi üretemez.”

🔻
“Unutmayalım ki siyasette koltuklar geçici, insanlık kalıcıdır. Delege yarışı, kırgınlık değil dayanışma doğurmalı. Çünkü gelecek, ahlak ve liyakat üzerine inşa edilebilir.

30 Ağustos: Bir Milletin Kaderini Değiştiren Zafer

Tarihler bazen bir milleti yeniden ayağa kaldırır. 30 Ağustos 1922, işte tam da böyle bir tarihtir. O gün yalnızca bir savaş kazanılmadı; o gün bir millet, esaret zincirini kırıp bağımsızlığını tüm dünyaya ilan etti.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan Büyük Zafer, milletimizin kararlılığının, inancının ve özgürlük tutkusunun sembolüdür. Anadolu’nun dört bir yanından gelen isimsiz kahramanlar, yalnızca topraklarımızı değil, onurumuzu, bağımsızlığımızı ve geleceğimizi de savundu.

Bugün bizlere düşen, bu mirası yalnızca bayram günlerinde değil, her daim korumak ve yaşatmaktır. Çünkü bağımsızlık bir kez kazanıldığında tamamlanan bir yol değildir; emek ister, birlik ister, adalet ister.

30 Ağustos’un ruhu bize şunu hatırlatır:
– Milletin kaderini yine milletin azim ve kararı belirler.
– Birlik olduğumuzda hiçbir güç önümüzde duramaz.
– Bağımsızlık, en büyük onurumuzdur.

103 yıl önce yazılan bu destanı anarken, geleceğe dair sorumluluğumuzu da unutmamalıyız. Atatürk’ün “Zafer, zafer benimdir diyebilenindir” sözü, yalnızca bir askeri başarı değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarıdır: Çalışmadan, üretmeden, dayanışmadan zafer de, özgürlük de, demokrasi de korunamaz.

Bugün, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda; başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu topraklar için canını veren tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Onların bıraktığı emaneti taşımak, her birimizin görevidir.

 

Kalın sağlıcakla…”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *