BİLMEZDEN GELMEK
Kaçışın Konforu
Bilmezden gelmek…
Modern çağın en yumuşak kaçışı.
Gerçeklerle yüzleşmek cesaret ister,
biz ise çoğu zaman konforu seçeriz.
Görürüz aslında.
Hatta çok iyi biliriz.
Ama üstünü örteriz.
Bir halının altına süpürür gibi değil,
arka bahçeye atar gibi.
“Şimdi sırası değil.”
“Büyütmeyelim.”
“Zamanla geçer.”
Geçmez.
Sadece sessizleşir.
Ve sessizlik bazen huzur değil,
birikimdir.
Aydınlanmanın Sancısı
Cesaretini toplayıp bakmaya başladığın an…
İşte orası kırılma noktasıdır.
Görmezden geldiklerin görünür olur.
Bulanık cam silinir.
Netlik can yakar ama dürüsttür.
Farkındalık dediğimiz şey,
alkışlı bir an değildir.
Çoğu zaman içten içe çöken bir ağırlıktır.
Ama o ağırlık aynı zamanda özgürlüktür.
Çünkü artık kandırmıyorsundur kendini.
Arka Bahçe Meselesi
Bazı gerçekleri arka bahçeye atmak,
onlardan kurtulmak değildir.
Sadece büyümelerine alan açmaktır.
Gerçeklerin kötü bir huyu vardır:
Filizlenirler.
Sessiz sessiz kök salarlar.
Sonra bir gün…
Hiç beklemediğin yerden çatlatırlar betonu.
Bu huy hiç değişmedi.
Tarih boyunca da değişmedi.
Kabulün İyileştirici Tarafı
Gel, bir dolaşalım o bahçeyi.
Korkmadan.
Aceleyi bırakıp.
Orada ne varsa toplayalım.
İyi olanı da, can yakanı da.
Özenle.
İtina ile.
Ve diyelim ki:
“Sen benimsin.”
“Olduğun halinle kabulümsün.”
Kabul etmek zayıflık değil.
En sert güçtür.
Zaman Meselesi
Zamanı çok geçirmeyelim.
Çünkü geç kalınmış yüzleşmeler,
daha fazla acıtır.
Erken bakanın canı yanar,
ama geç bakanın hayatı.
Gerçekle barışmak zor.
Ama bilmezden gelmek,
daha pahalı.
Ve bazen iyileşmek,
sadece bakmakla başlar.