Apartman hayatı artık bir sessizlik sınavı.
Bir yanda kira artış tabloları, diğer yanda gürültü cetveli.
Hayat pahalı, duvarlar ince, sabırsa en kırılgan malzeme.
Ocak geldi mi herkes hesap makinesine sarılıyor.
%34,88…
Rakam soğuk ama etkisi sıcak.
15 bin lira bir anda 20 binin üstüne çıkıyor,
maaş yerinde sayıyor, sinir tavan yapıyor.
Kiracıya “hakların var” deniyor ama parantez açılmıyor.
Oysa hayat dipnotlardan ibaret artık.
Sözleşme bitse de çıkmak zorunda değilsin.
Ev satılsa da çantayı toplama.
İhtiyaç varsa mahkeme, mahkeme yoksa hikâye.
Ve tam bu hengâmenin ortasında devlet diyor ki:
“Gürültü yapma.”
Artık yüksek ses sadece komşuyu değil, cüzdanı da rahatsız ediyor.
Tek bir şikâyet yetiyor.
Bir cümle, bir tutanak, 13.847 TL.
Ne apartman toplantısı,
ne imza kampanyası.
Sessizliğin tanığı tek kişi yeterli.
Bu ceza bir para meselesi değil.
Bu, şehir hayatına atılmış bir sınır çizgisi.
“Benim evim” ile “bizim hayatımız” arasına çekilen ince ama net bir çizgi.
Balkonlar sahne değil.
Duvarlar hoparlör hiç değil.
Gece üçte çalışan matkap,
özgürlük değil, görgüsüzlük.
Kiracı olsan da, ev sahibi olsan da fark etmiyor.
Aynı binadaysan aynı kurala tabisin.
Sessizlik lüks değil, ortak hak.
Belki de mesele şu:
Kira artıyor, gürültü azalmalı.
Ev küçülüyor, saygı büyümeli.
Çünkü şehir dediğin şey
betondan değil,
birbirine katlanabilen insanlardan kurulur.
Ve bazen en devrimci şey
saat 22.00’den sonra
sessiz kalmaktır.
Kira Artar, Hak Azalmaz
Ocak ayı geldi mi ülkede iki şey netleşir:
Biri soğuk.
Diğeri kira.
Herkesin cebine aynı soru düşer:
“Ne kadar artıracağız?”
Cevap basit ama hayat gibi sert: %34,88.
Ne bir kuruş fazla,
ne ev sahibinin keyfi kadar.
Çünkü kira hukuku bir ricadan ibaret değil.
Bu bir “uygarlık sözleşmesi”.
Yılda bir kez zam yaparsın.
O da Ocak’ta.
Şubat’ta canın isterse olmaz.
Haziran’da “enflasyon arttı” diye hiç olmaz.
Takvim konuşur, sen dinlersin.
Sözleşmede %10 mu yazıyor?
%10 artırırsın.
Üstünde TÜFE mi yazıyor?
Yazının süsüne bakmazsın, TÜFE’yi aşmazsın.
Ev sahibi “ben istiyorum” diyorsa,
hukuk “ben istemiyorum” der.
Ve hayır…
Sözleşme bitti diye bavul toplamazsın.
Bu ülkede kira sözleşmesi
takvimle değil, kanunla uzar.
1 yıl yazsa da,
12 yıl senindir.
Ev satıldı diye panik yok.
Yeni malik geldi diye çıkış yok.
6 ay beklersin.
Sonra gerçekten ihtiyacı varsa konuşulur.
Yoksa anahtar sende kalır.
Erken çıkarsan?
Makul süre daha kira ödersin.
İhtiyaçtan çıkarıldın ama
3 yıl içinde başka kiracı girdi mi?
O zaman hikâye değişir.
Tazminat istersin.
Ama dikkat:
Mahkeme yoksa tazminat yok.
“Sözle çık” dediler diye çıktıysan,
sonra “keşke” demek serbest ama
para istemek yasak.
Evi her gelene,
her saatte,
her hevesliye göstermek zorunda değilsin.
Ev senin yaşam alanın,
vitrin değil.
Tahliye taahhüdü mü?
Uzak dur.
Tarih boş olsa bile geçerli.
İmza atıldı mı,
kelimeler senden hızlı koşar.
Eşlerden biri imzaladıysa
ve sen zamanında ihtar çektiysen,
o kağıt hükümsüz olur.
Boşanmada ise
hakim tek cümleyle
evin kaderini çizebilir.
5 yıl geçtiyse
emsal kira konuşulur.
Bazen %10,
bazen %20 aşağı çekilir.
Ama fazla zamları sineye çektiysen,
sonra geri isteme.
Sessizlik bazen hak kaybıdır.
Ve rakamlar…
Soğuk, net, acımasız:
15 bin → 20.232
25 bin → 33.720
35 bin → 47.208
55 bin → 74.184
75 bin → 101.160
Bu tablo maaş tablosu değil.
Bu, hayatın faturası.
Son söz mü?
Kira artar.
Ama hak, artmak zorunda değil.
Bilgi cebindeki en ucuz ama
en güçlü şeydir.
Ev senin yuvan.
Kanun senin omzun.
Unutma.