İmralı’nın Gölgesi, Sandığın Gölgesine Karışınca…
Memlekette siyaset bazen bir satranç, bazen bir gölge oyunu, bazen de halkın gözünün içine baka baka oynanan bir illüzyona dönüşüyor.
Bugün konuştuğumuz konu da tam bu üçlünün kesiştiği bir yer: İmralı meselesi, seçim stratejileri ve bu ülkede yıllardır alın teriyle yaşayan insanların sessiz çığlığı.
Soru çok.
Cevaplar hep flu.
Ama milletin aklı berrak.
1. Gizli ziyaretlerin hikâyesi: “Gerçek barış kapalı kapıda mı olur?”
Madem bugün İmralı’ya gitmeyenleri eleştiriyorsunuz, o zaman gidenlerin neden gizli gittiğini sormak bu halkın hakkı değil mi?
Barış gizlilikle gelmez.
Gizli seferden çıkan şey barış değil, pazarlıktır.
Bu millet pazarlığın değil, çözümün öznesi olmak istiyor.
2. “Barış getirecek” diyorsanız, neden halkla paylaşmıyorsunuz?
Bir ülkede çözüm süreci halktan kaçırılıyorsa, o çözümün adı çözüm değildir.
“Barışı İmralı’da arıyoruz” deyip halka tek satır açıklama yapmamak, siyaset biliminin değil, seçim mühendisliğinin kitabına yazar.
Barış şeffaf olur.
Barış cesaret ister.
Barış, halkın gözünün içine bakarak yapılır.
3. Neden inkâr?
İmralı’ya gittiğini inkâr eden bir heyetin barış getireceğine nasıl inanacağız?
Cesur olmayan siyaset, çözüm üretemez.
İnkâr, barış sürecinin ilk çöküşüdür.
4. Bu sadece seçim yatırımı mı?
Bu sorunun yankısı yıllardır hiç bitmedi.
Çözüm süreci döneminde gördük, şimdi görüyoruz.
Memlekette barış bile sandık kokusuna göre açılıp kapanan bir dosya haline getirildi.
Barış siyaset üstüdür.
Seçimin malzemesi olursa, ülkenin geleceği pazarlık masasına sürülmüş olur.
5. Yarın “kandırıldık” faslı tekrar açılır mı?
Bu ülkede “kandırıldık” demek, siyasi bir ritüele döndü.
Sıradaki kim?
MHP mi?
Bahçeli mi?
Yoksa yine “Devlet bizi kandırdı” denip yeni bir U dönüşüne mi hazırlanıyorlar?
Bu millet artık U dönüşünden kusacak hale geldi.
6. Meclis dururken neden İmralı?
Bu soru, siyaset biliminin değil, demokrasinin namusudur.
Madem bir milletin iradesi Meclis’te toplanıyor,
madem çözümün adresi “sivil siyaset” deniyor,
o zaman niye masa DEM ile değil de İmralı ile kuruluyor?
Bu sorunun cevabı verilmeden “barış” kelimesi bile lafta kalır.
7. Kürt halkı Meclis’te temsil ediliyorsa, neden muhatap Öcalan?
DEM Partisi Meclis’te oturuyorsa ve “halkın temsilcisi” deniyorsa,
neden demokratik siyasetin temsilcisi değil de cezaevindeki bir kişi muhatap alınıyor?
Bu, ülkedeki tüm Kürtlere verilen bir mesaj mı?
Yoksa siyaset yine kolaycılığa mı kaçıyor?
8. Demirtaş çıkarsa siyasi tablo değişir mi? Parti kurar mı?
Demirtaş özgür olursa oyun değişebilir, siyaset değişebilir, dengeler değişebilir.
Yeni bir parti kurar mı?
Adı ne olur?
Bugünün Türkiyesi buna hazır mı?
Kimse bilmiyor.
Ama herkes hissediyor:
Demirtaş’ın özgürlüğü Türk siyasetinin matematiğini değiştirir.
Ve gelelim memleketin en can yakan sorusuna:
“3.6 milyon Suriyeliye ev verilirken, 40 yıl çalışmış emekli neden kirayı ödeyemiyor?”
Burada söz bitiyor.
Bu ülkede 30–40 yıl çalışan, vergi veren, prim ödeyen, çocuğunu askere yollayan, kimi evladını toprağa veren insanlar bugün kirasını ödeyemiyor, pazardan artıkları topluyor, maaş yetmediği için yaşlılığında çalışmak zorunda kalıyor.
Buna karşılık:
“3.6 milyon Suriyeliyi ev sahibi yaptık” cümlesi gök gürültüsü gibi düşüyor bu toplumun üzerine.
Bu milletin suçu ne?
Bu insanlara haksızlık değil mi?
Devletin görevi önce kendi vatandaşının onurunu korumak değil mi?
Bu ülkenin emeklisi, işçisi, köylüsü, memuru, esnafı hayatın yükünü taşırken,
başkalarının bedavaya ev sahibi yapılması vicdanın hangi tarafına düşüyor?
İmralı Dosyası: Gölge Oyunu mu, Seçim Provasi mi?
Bu ülkede siyaset bazen satranç gibi derin bir oyun…
Ama çoğu zaman Hacivat-Karagöz seviyesinde bir gölge tiyatrosu.
Bugün konuşulan konu da tam olarak o gölgenin karardığı yer:
İmralı, DEM, seçim, barış, pazarlık… ve yıllardır omurga gibi duran emeklinin çökmüş hayatı.
Sorular aynı.
Cevaplar hâlâ “uçakta Wi-Fi yok” modunda.
Ama milletin anteni hâlâ çekiyor.
1) Gizli İmralı ziyaretleri: “Barış mı, backstage anlaşması mı?”
Şimdi CHP’ye “gitmedi” diye çemkirenler…
Gidin anlatın bakalım:
Siz giderken niye halkı haberdar etmediniz?
Kusura bakmayın ama, barış dediğin şey suikast planlarındaki gizlilikle ilerlemez.
Gizli görüşmeden barış çıkmaz.
Çıkarsa da kimse inanmaz.
2) “Barış getirecek” diyorsanız, niye halka bir satır açıklama yok?
Barış sürecini halktan kaçıran siyasetçiye tarih ne diyor biliyor musun?
“Noterden onaysız tiyatro.”
Madem ülkenin kaderini belirliyorsunuz,
bu halkı niye izleyici koltuğuna zincirliyorsunuz?
3) Gidip sonra inkâr edenleri kim ciddiye alır?
“Gitmedik.”
“Biz yapmadık.”
“Öyle bir şey olmadı.”
Kusura bakmayın ama bu memlekette İmralı’ya gidip dönenlerin hafıza kaybı yaşaması artık normalleşti.
İnkâr eden siyasetten ne barışı çıkar?
Anca gerginlik, anca kriz, anca seçim propagandası.
4) Bu iş yine seçim mühendisliği mi?
Bu ülkede barış bile seçim takvimine göre açılan dosya oldu.
Yaklaşınca raftan iniyor, seçim bitince tekrar arşive kalkıyor.
Barış değil bu.
Seçim strateji çalışması.
5) “Kandırıldık” sezonu geri mi dönecek?
Biz bu filmi gördük.
AKP’den geldi.
Tarikatlardan geldi.
Bakanlardan geldi.
Sıradaki kim?
MHP mi?
“Bizi devlet kandırdı” faslına mı hazırlanıyoruz?
Bu millet artık “U dönüşü” görse midesi bulanıyor.
6) Meclis dururken niye İmralı?
Bak burası kritik.
Madem Meclis halkın iradesi,
madem çözümün adresi sivil siyaset,
o zaman soruyorum:
Masa Meclis'teyken, sandalye neden İmralı’da?
Bu sorunun cevabı yoksa,
barışın da adı yoktur.
7) DEM Partisi Meclis'te. O zaman muhatap neden Öcalan?
Bu ülkede Kürt halkının oyu Meclis’te.
Temsilcileri orada oturuyor.
Peki neden muhatap demokratik siyaset değil de cezaevi?
Bu neyin mesajı?
Kolaycılık mı?
Pazarlık mı?
Seçim mi?
Hangisi?
8) Demirtaş özgür olursa siyaset resetlenir mi?
Evet.
Hem de komple.
Tabletin “fabrika ayarlarına dön” tuşu gibi.
Yeni parti kurar mı?
Belki.
Adı ne olur?
Onu sokak belirler, masa değil.
Ama bildiğin bir şey var:
Demirtaş’ın özgürlüğü, siyasetteki sistem dosyasını bozar.
Ve gelelim ülkenin en çarpıcı sorusuna:
“3.6 milyon Suriyeli ev sahibi yapılırken, 40 yıl çalışmış emekli neden kira bile ödeyemiyor?”
İşte burası öfkenin kaynadığı yer.
Bu ülkede 40 yıl çalışmış, prim ödemiş, vergi ödemiş insanlar
bugün pazarın çürüğünü topluyor.
Emekli:
“Kira ödeyemem, çalışmaya devam.”
Devlet:
“Orası kolay, Suriyeliyi ev sahibi yaptık zaten.”
Pardon?
Bu milletin suçu ne?
Bu insanların günahı ne?
Devlet önce kendi vatandaşının onurunu korur.
Korumuyorsa geçmiş olsun.
Final:
Türkiye büyük bir yüzleşmeye doğru ilerliyor.
İmralı görüşmeleri, seçim stratejileri, sığınmacı politikaları, emeklilerin çilesi…
Hepsi aynı soruda birleşiyor:
“Bu ülkenin sahibi kim?”
Halk mı?
Yoksa seçim öncesi pazarlık yapanlar mı?
Millet unutmuyor.
Millet izliyor.
Ve sandık günü geldiğinde,
herkes ev ödevini halkın önünde verecek.
Son söz:
Türkiye bugün büyük bir sorgulamanın içinden geçiyor.
İmralı görüşmelerinden emeklilerin geçim derdine kadar her şey şeffaflık, adalet ve güven sorusuna çıkıyor.
Bu millet her şeyi görür.
Her şeyi hatırlar.
Ve vakti geldiğinde sandık, siyasetin unuttuklarını millete hatırlatır.