📰 SİYASİ FUTBOL –“Gerçek oyun sahada değil, vicdanda başlar.”
Olgunlaşır siyasi insan;
Yenilgiyi düşmanın kazanması değil, yeniden başlamanın fırsatı olarak görmeyi öğrendiğinde…
Beklemenin ağırlığını, vazgeçmenin hafifliğini hissettiğinde…
Kelimeleri değil, gözleri okumaya başladığında…
Kendini tanıyıp, “oldum” demediğinde.
İşte o zaman başlar insan olgunlaşmaya — siyasette de, hayatta da.
Ya hep beraber ya da hiçbirimiz!
Kurtuluşun bireysel olamayacağını en çok bugün görüyoruz.
Köle ruhluluk “dava sadakati” diye pazarlanıyor, itaat gönüllü hale geliyor.
Bizi çürüten işte bu: korkunun sadakatle karıştırılması.
Siyaset artık bir dayanışma değil, bir yarış değil — bir seyirlik.
Anadolu’nun suskusu büyüyor.
Ozanların mezar taşları konuşmuyor artık.
Bağlamanın sesi kısıldı, türkülerimizin başında bekliyoruz.
Acımız çalınmasın diye susuyoruz.
Bu topraklar sahipsizliğini sahiplendi.
Ve biz, kefenimize kara bulaşmasın diye hareketsiz duruyoruz.
Vatandaş olmanın korkusu bu ülkenin damarlarına işledi.
Göç bitmedi; sadece yön değiştirdi.
Milyonlar, serçe ürkekliğiyle yaşarken,
sorgulayanların sesi “tehdit” olarak yaftalanıyor.
Adem’in kaburgasından muaf bir halk olduk biz —
Ne sürgünüz, ne yerli.
Kayıt dışı kullar, tarihin kenarına yazılmış.
Ekmek gibi ölüm dağıtılıyor bu ülkede.
Adil, eşit, tam zamanında.
Bir ölünün ardından artan lokmamıza sevinir olduk.
Çünkü artık bilmek günah, susmak mükâfat.
Anadolum doğuruyor kendini tarlalarda,
ama doğurduğu sessiz, kör, hissiz.
Siyaset bir hastalıktır.
Ve bu hastalıkta tedavi değil, alışkanlık var.
Çünkü “altta daima kriz olacak ki, üst kurtarıcı olarak görülsün.”
Kural belli: karar vereceksin, uygulayacaksın, tereddüt etmeyeceksin.
Tereddüt eden kaybeder, kaybedenin kaydı düşülür.
Siyaset oyun değil, satranç.
Ama bu tahtada kimse piyon olduğunu kabul etmek istemiyor.
Oysa “sen piyonsun, ben şah. Seni kaybedersem 2 puan gider,
sen beni kaybedersen oyun biter.”
Gerçek oyunu oynayanlar, topa değil tahtaya bakar.
Çünkü devlet futbol oynamaz, satranç oynar.
Kurtlukta düşeni yemek kanundur.
Acı ama gerçek: siyaset merhametle değil, fırsatla yaşar.
Merhamet bazen yanlış karar verir, adalet bazen geç gelir.
Ama kurtlar beklemez.
Bu yüzden “Anasız büyürsün, ortaksız büyüyemezsin.”
İşte bu yüzden her hamle, bir ittifak meselesidir.
Biz siyasetten böyle çürüdük.
“Bal tutan parmağını yalar” dedik, hırsızlığı meşrulaştırdık.
“Devletin malı deniz” dedik, soygunu kutsadık.
“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” dedik, yalanı sistem yaptık.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dedik, bencilliği erdem bildik.
Kendi atasözlerimizle kendimizi zehirledik.
Politik ölüm, vuslattır.
Çünkü bu hayatta “kaldığın yerden devam edemiyorsan,
en baştan başlarsın.”
Temiz bir dünyada sıradan bir insan olabilmek,
belki de en büyük politik eylemdir.
Son söz:
“Her şeyin sonunu düşünen kahraman olamaz.”
Ama her sabahın bir akşamı vardır.
Kimileri okuyarak öğrenir, kimileri yaşayarak.
Ve bazen en sessiz olan, en çok şeyi anlatır.
Kartal’da da, Türkiye’de de oyun değişmiyor.
Sadece formalar değişiyor.
✍️ Rıza Aydoğan
“Gerçek oyun sahada değil, vicdanda başlar.”