🗞 Seçme ve Seçilme Hakkı Herkesindir!
Cumhuriyet Halk Partisi, adını halktan alıyor. Tüzüğünü de, tavrını da, politik çizgisini de halktan alması gerekir. Ancak gelin görün ki, partinin içinde “halk”ın bazı kesimlerine karşı uygulanan sessiz bir dışlama var: Belediye çalışanlarının partide seçme ve seçilme hakkı yok! Evet, yanlış duymadınız: CHP’nin mevcut tüzüğü, belediyede çalışan emekçilerin ilçe başkanı, delege ya da yönetim adayı olmasına engel koyuyor.
Bu bir çelişki değil midir?
Yıllardır seçimde bayrak taşıyan, mahalle mahalle gezip oy isteyen, sandık başında görev yapan, parti binalarını temizleyen, gece gündüz emek veren bir kişinin, sadece belediyede çalışıyor diye aday olamaması hangi demokratik anlayışa sığar?
Bakınız, bu kişiler 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi memurlar değil. Sözleşmeli, taşeron, iştirak şirket çalışanı ya da idari işlerde görevli emekçiler. Yani siyasi faaliyette bulunmaları önünde hukuki bir engel yok. Ama CHP tüzüğü, sanki bu insanların yurttaşlık haklarını gasp edercesine, onları örgütlü siyasetten dışlıyor. Bu, anayasanın ruhuna da partinin tarihine de aykırıdır.
Bu sadece bireyin değil, partinin de kaybıdır.
Gençlik, emek, kadın mücadelesi diyoruz. Ama onları siyasetin dışına itiyoruz. CHP içinde siyaset yapan emekçiyi görünmez kılan bu yaklaşım, örgütü zayıflatır, tabanı küstürür.
Ve şu çok net: Bu durum bir tercih değil, artık bir zorunlu reform alanıdır. Kurultay yaklaşıyor. “Değişim” laflarının havada uçuştuğu bir dönemde, gerçek değişim tüzükle başlar. Kadroların değil kuralların değiştiği bir CHP, geleceğe umut verebilir.
🔻 Peki ya Terörsüz Türkiye Komisyonu?
Aynı dönemde bir başka gündem ise “Terörsüz Türkiye” adıyla kurulan Meclis komisyonu. MHP’li Feti Yıldız’a göre “yol haritası çizilecek”. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ise bu yapıyı “Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu” olarak tanıtıyor.
CHP’den DEM Parti’ye, TİP’ten YRP’ye kadar herkes masada. İlk uzlaşı adı üstünde “ad” meselesinde yaşanacak gibi. “Milli birlik” mi olsun, “eşit yurttaşlık” mı? “Dayanışma” mı diyelim, yoksa “barış ve demokrasi” mi?
Ama ne ad verilirse verilsin, ortada bir hakikat var:
Bu komisyon, çoktan pişirilmiş bir çorbanın tabaklara servisidir. Sürecin asıl kararları önceden alınmış, “muhalefet katılımı” sadece meşruiyet sosudur.
Ortadoğu planı çoktan masaya yatırılmışken;
İmralı ile görüşmeler, silah bırakma tiyatroları, yoksullaşan halk, talan edilen kaynaklar, tutuklanan gazeteciler, gözaltına alınan öğrenciler ortadayken;
Şimdi kalkıp bu komisyonun barış ve kardeşlik getireceğine inanmak, siyasi saflıktır.
📌 Gerçekten eşitlik ve barış isteniyorsa:
— Demokratikleşme içeride başlamalıdır.
— Siyasi partiler kendi içinde demokrasi kurmalı, emekçisini dışlamamalıdır.
— Komisyonlara katılım değil, sahici mücadele esas alınmalıdır.
🔚 Toparlarsak
Bir yanda partideki emekçilerin dışlanması...
Diğer yanda kapalı kapılar ardında kurulan “komisyonlar”…
CHP hem tüzüğüne hem duruşuna sahip çıkmalı.
Muhalefet, demokrasi talebini komisyonda değil, sokakta, örgütlerde ve tüzüklerde yükseltmelidir.
Unutmayalım:
Seçme ve seçilme hakkı, afiş asanın da hakkıdır.
Barış, başlıkta değil, mücadelede olur.
Ve değişim sadece söylemle değil, sistemle gelir.
🖊️ Rıza Aydoğan | GÜNESAV