Siyasetin En Büyük Sınavı: Parti mi, İlke mi?
Siyasette bazen en yüksek ses, en doğru söz değildir. En çok konuşan da her zaman en haklı olan olmaz. Bugün Türkiye siyasetinde yaşanan tartışmalar tam da bunu gösteriyor.
Cumhuriyet Halk Partisi uzun süredir yalnızca muhalefetin değil, kendi iç gündeminin de merkezinde. Kurultay tartışmaları, yeni parti iddiaları, Yargıtay sürecine ilişkin beklentiler ve kulislerde dolaşan senaryolar... Gündem her gün değişiyor, fakat değişmeyen tek şey belirsizlik.
Belirsizlik ise siyasetin en sevdiği zemindir.
Yetkisi kalmayanlar konuşuyor.
Görevi olmayanlar yön vermeye çalışıyor.
Partiden ayrılanlar hâlâ parti üzerinden siyaset üretmeye devam ediyor.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Bir siyasi hareket, temsil etmediğiniz bir yapının geleceği üzerinde ne kadar söz sahibi olabilir?
Elbette herkes düşüncesini açıklayabilir. Demokrasi bunu gerektirir. Ancak başka bir siyasi yol tercih edilirken geride bırakılan kurumu sürekli tartışmanın merkezine taşımak, doğal olarak yeni soruları da beraberinde getirir.
Bir başka başlık ise yeni parti tartışmaları...
Siyasette yeni parti kurmak demokratik bir haktır. Türkiye bunun sayısız örneğini yaşamıştır. Ancak yeni bir parti kurmanın tek başına başarı anlamına gelmediği de siyasi tarihin en açık gerçeğidir. Asıl mesele tabela değiştirmek değil, topluma yeni bir umut ve yeni bir siyaset dili sunabilmektir.
Bugün gözlerin çevrildiği bir diğer başlık ise Yargıtay süreci. Hukuki süreçlerin nasıl sonuçlanacağına mahkemeler karar verir. Siyasi beklentiler ya da kulis iddiaları hukuki kararların yerine geçemez. Bu nedenle iddialarla gerçekleri birbirine karıştırmamak gerekir.
Meclis yeni yasama yılına başladığında siyasi dengelerin değişip değişmeyeceği, dokunulmazlık dosyalarının yeniden gündeme gelip gelmeyeceği de kamuoyunda tartışılıyor. Ancak bunların tamamı, anayasal süreçlere ve Meclis aritmetiğine bağlıdır. Bugünden kesin hükümler vermek yerine gelişmeleri sağduyuyla takip etmek daha doğru olacaktır.
Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken konu ise siyasetin dili...
Eskiden fikirler yarışırdı.
Şimdi etiketler yarışıyor.
Eskiden projeler konuşulurdu.
Şimdi sosyal medya başlıkları gündemi belirliyor.
Bir kişi sabah kahraman ilan ediliyor, akşam hedef tahtasına oturtulabiliyor. Bu sadece siyasetin değil, dijital çağın da en büyük sorunlarından biri hâline geldi.
Eleştiri demokrasinin oksijenidir.
Ama linç, demokrasinin nefesini keser.
Cumhuriyet Halk Partisi 103 yıllık bir siyasi mirastır. Bu miras kişilerden bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Kişiler gelir, görev yapar, ayrılır. Kurumlar ise ilkeleriyle ayakta kalır.
Tarih, kimin daha çok bağırdığını yazmaz.
Tarih, zor zamanlarda kimin nasıl davrandığını yazar.
Önümüzdeki günlerde hem hukuki süreçler hem de siyasi gelişmeler Türkiye'nin gündemini belirlemeye devam edecek. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var:
Siyaset, rakibini yok etme sanatı değil; millete hizmet etme sorumluluğudur.
Kazananın sadece bir parti değil, demokrasi olduğu gün; Türkiye de gerçek anlamda kazanmış olacaktır.