Siyasetin Üç Rengi: Sorunlu, Sorumlu ve Sorun Politikacılar
Türkiye’de politikacılar üçe ayrılır:
Sorunlu politikacılar, sorumlu politikacılar ve bizzat kendisi sorun olan politikacılar.
1️⃣ Sorunlu politikacılar – Sorunları çözmek yerine sorunların parçası olanlar.
2️⃣ Sorumlu politikacılar – Sorumluluk alıp bedel ödemeyi göze alanlar.
3️⃣ Sorun politikacılar – Bizzat kendisi sorun olanlar.
Evet, yanlış okumadınız: sorun politikacılar!
Sorunlu olanlar, sorunları çözmek yerine derinleştirenlerdir. Sorumlu olanlar, bedel ödemeyi göze alıp çözüm üretenler. Sorun politikacılar ise zaten kendisi başlı başına bir krizdir.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yasak istenen *“Ahmak Davası”*nda aldığı cezanın istinaf mahkemesi tarafından onanması, bu üçlü ayrımı yeniden hatırlattı. Bu karar yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasal bir turnusol kâğıdıdır.
Siyasetin en ironik tarafı şu: Kurtarıcı rolüne girerek destek verdiğiniz kişi, güçlenip iktidar alanı kazandığında, ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz. Çünkü siz ona eski zayıflığını hatırlatırsınız. Eskiler boşuna dememiş: “Körün gözü açıldığında kırdığı ilk şey bastonudur.”
Gerçek siyasi güç; kalabalıkların arkasına saklanmak, tribünlere oynamak ya da hamasi nutuklarla sahneyi doldurmak değildir. Asıl güç, tek başına da kalsan doğruların uğruna dimdik ayakta durabilmektir.
Ama gelin görün ki bizde siyaset; “çimen” dediğinde “çimento”, “yol” dediğinde “yolsuzluk” anlaşılan bir hale geldi. Beton kafalı, ihale suratlı, müteahhit vicdanlı politikacıların çoğaldığı bir dönemdeyiz.
Türkiye’nin ihtiyacı, sorunları konuşan değil çözen; sorumluluktan kaçan değil üstlenen politikacılar lazım, ve işin yerel boyutu da farklı değil… İlçelerde, belediyelerde, meclislerde durum aynı. İhaleler yine “tanıdık”lara gidiyor, parklar betona boğuluyor, sokak hayvanları bile siyasetin gündelik kavgasına kurban ediliyor. Yerelde sorunları çözmesi gerekenler, sorunların baş aktörü haline geliyor.
Yerel Siyasetin Sorunları
Belediyeler düzeyinde de benzer sorunlar yaşanıyor: İhalelerde şeffaflık eksikliği, altyapı projelerinin gecikmesi ve siyasi kavgalar .
Örneğin, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerdeki yeşil alan betonlaşması veya ulaşım projelerindeki yolsuzluk iddiaları, "çimen" ile "çimento" arasındaki trajikomik çatışmayı yansıtıyor.
Kartal’dan Kadıköy’e, Maltepe’den Ataşehir’e kadar belediye meclislerinde hâlâ “kimin grubu daha kalabalık, kim kime laf soktu” kavgası var; “hangi sorun çözüldü, hangi genç iş buldu” değil. Yerel siyaset de Ankara’daki abilerinden geri kalmıyor; makam arabaları tam, sosyal medya paylaşımları bol ama icraat hep “yapılacak” cümlesinde.
Türkiye’nin ihtiyacı yerelde ve genelde:
Sorun üreten değil, çözen,
Sorumluluktan kaçan değil, üstlenen,
Beton kafalı değil, vizyoner politikacılardır.
Türkiye’nin ve yerelin ihtiyacı olan şey, sorun üreten değil sorun çözen; sorumluluk almaktan kaçan değil sorumluluk taşıyan politikacılar. Çünkü siyaset yalnızca bir makam değil, topluma karşı bir mesuliyettir.
Keyifli pazarlar,
Sağlıcakla kalın.