Çınarın Gölgesindeki Savaş: CHP’de Kavga mı, Büyük Hesaplaşma mı?
Çınarın Gölgesi mi, Baltanın Sapı mı?
Siyasette bazı krizler vardır…
Bir partiyi değil, memleketin sinir uçlarını tartışmaya açar.
CHP’de bugün yaşanan “mutlak butlan”, kurultay, ihraç, tasfiye, iç hesaplaşma tartışmaları tam da böyle bir mesele.
Çünkü CHP sıradan bir parti değildir.
İktidar olur, olmaz… Oy oranı düşer, yükselir… Ayrı konu.
Ama Türkiye’de rejim tartışmasının, laiklik ekseninin, devlet refleksinin ve “tam bağımsızlık” fikrinin ana omurgalarından biridir.
O yüzden CHP içindeki her kavga sadece CHP kavgası olarak kalmaz.
Birileri bunu “parti içi demokrasi” diye okur.
Birileri “operasyon” der.
Birileri ise çok daha büyük fotoğrafa bakar.
İşte tam burada mesele başlıyor.
Çünkü Türkiye’de siyaset hiçbir zaman sadece siyaset olmadı.
Bu topraklarda partiler bazen proje oldu, bazen barikat.
Bazen köprü…
Bazen hedef tahtası…
Bugün “mutlak butlan” tartışmasının bu kadar büyümesinin nedeni de bu.
Kimse sadece delegeleri konuşmuyor.
Asıl tartışılan şey şu:
“CHP yeniden mi dizayn ediliyor?”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun yayınladığı video bu yüzden sıradan değildi.
Cümleler buz gibiydi.
Satır araları daha da soğuktu.
“Bu çınarın gölgesi haramın ve kirlenmişliğin sığınağı olamaz” dedi.
Bu cümle aslında siyasetin en ağır suçlamalarından biridir.
Çünkü doğrudan isim vermeden bütün koridorları zan altında bırakır.
Ve ardından gelen o cümle…
“Benden susmamı bekleyenler var.”
İşte Ankara kulislerini kaynatan cümle budur.
Çünkü siyasette bazen söylenen değil, söylenmeyen yönetir gündemi.
Şimdi CHP’nin içinde iki ayrı ruh dolaşıyor.
Bir taraf “değişim” diyor.
Diğer taraf “tasfiye” görüyor.
Bir taraf “gelecek” diyor.
Diğer taraf “hafıza siliniyor” diye düşünüyor.
Fakat burada daha büyük bir problem var.
Türkiye’de artık birçok siyasi yapı teşkilatı değil, vitrini büyütüyor.
Mahalle temsilcisi yok ama sosyal medya ekibi var.
Sandık müşahidi yok ama trend topic listesi var.
İlçe örgütü zayıf ama YouTube yayını güçlü.
Oysa siyaset Instagram filtresiyle kazanılmaz.
Siyaset hâlâ apartman toplantısında, kahvehanede, pazar yerinde, sandık başında kazanılır.
Çünkü seçmen tweet beğenmez…
Güven satın alır.
Bugün birçok partinin problemi tam da bu.
Tabela var.
Teşkilat yok.
Lider var.
Kadro yok.
Miting var.
Mahalle bağı yok.
İşte o yüzden bazı siyasi hareketler dev aynasında görünürken sandıkta cüce kalıyor.
Ve gelelim o meşhur yılan hikâyesine…
Aslında mesele tam olarak orada düğümleniyor.
Siyasette en büyük kırılmalar çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden gelir.
Baltayı ağaca dışarıdan vurursan ses çıkar.
Ama sap içeriden olursa…
Ağaç bir süre sonra kendi gövdesine yenilir.
CHP’nin bugün yaşadığı sancı biraz da budur.
Bir taraf geçmişin yükünü taşımak istemiyor.
Diğer taraf geçmişi tasfiye etmenin geleceği yok edeceğini düşünüyor.
Fakat şurası net:
Bu ülkede insanlar artık sadece slogan duymak istemiyor.
Kurumsallık görmek istiyor.
Ciddiyet görmek istiyor.
Omurga görmek istiyor.
Çünkü Türkiye sıradan bir ülke değil.
Coğrafyası fay hattı.
Siyaseti satranç.
Ekonomisi dikenli tel.
Ve böyle bir ülkede siyaset, sadece görünür olmak değil…
Ayakta kalabilme sanatıdır.
Şimdi herkes birbirine şu soruyu soruyor:
CHP gerçekten kendi içinde mi kavga ediyor…
Yoksa Türkiye’nin geleceğine dair daha büyük bir hesap mı görülüyor?
Belki de mesele tam olarak budur.
Çünkü bazen bir partinin içinde başlayan çatlak…
Bir ülkenin fay hattına dönüşebilir.