KARTAL’DAN TÜRKİYE’YE: BU ŞAMPİYONLUK BİR HALKIN HİKÂYESİ
Ben bugün bu yazıyı sadece bir Galatasaray taraftarı olarak değil…
Kartal sokaklarında büyümüş, kahvehane sohbetlerini dinlemiş, tribünün öfkesini de sevincini de yaşamış bir vatandaş, halk adamı Rıza olarak yazıyorum.
Çünkü futbol artık sadece 90 dakika değil.
Futbol; mahallenin sesi, emekçinin nefesi, gençlerin umudu, bazen de bu ülkenin stresini unuttuğu tek perde.
Galatasaray’ın 26. şampiyonluğu tabelaya yazılan bir sayıdan ibaret değil.
Bu başarı; krizlerin, baskının, tartışmaların, sosyal medya linçlerinin ve bitmeyen futbol gürültüsünün içinden çıkmış bir karakter hikâyesidir.
Kartal’da maç bitince sokağa baktım…
Bir çocuk elinde bayrakla koşuyor.
Bir taksici korna çalıyor.
Bir çay ocağında televizyonun sesi hâlâ açık.
İnsanlar birbirini tanımıyor belki ama aynı golde aynı anda ayağa kalkıyor.
İşte futbolun Türkiye’deki gerçek gücü burada.
Osimhen bu sezon sadece gol atmadı.
Kırılma anlarında sahneye çıkan oyuncunun nasıl liderleştiğini gösterdi.
Lemina orta sahada adeta eski zamanların sert ama akıllı futbolunu oynadı.
Kaan Ayhan’ın son dakikadaki golü ise şuydu:
“Bu takım pes etmiyor.”
Okan Buruk’u artık sadece teknik direktör diye anlatmak eksik kalıyor.
Türkiye gibi her gün kriz üreten bir futbol düzeninde dört yıl üst üste zirvede kalmak kolay iş değil.
Bu biraz akıl, biraz sabır, biraz da fırtınanın içinde sakin kalabilme meselesi.
Türkiye’de futbol artık sadece saha içinde oynanmıyor.
Ekranlarda, manşetlerde, sosyal medyada, kulislerde devam ediyor maçlar.
Ama bütün o karmaşanın sonunda kupayı kaldıran takım, psikolojik üstünlüğü de ele geçiriyor.
Bu gece Galatasaray onu yaptı.
Ve şimdi İstanbul’un gecesinde aynı cümle yankılanıyor:
“Şampiyon yine Galatasaray…”
Belki yarın herkes yeniden tartışacak.
Hakem konuşulacak, transfer konuşulacak, sistem konuşulacak…
Ama bu geceyi kimse geri alamaz.
Çünkü bazı geceler sadece şampiyonluk değildir.
Bazı geceler, halkın aynı anda sevinmesidir.