“Söz Büyük, Risk Küçük: Sine-i Milletten Ara Seçime Geri Adım”
Siyaset bazen satranç değil… sokak arası tavla gibidir. Zar atılır, ama herkes bilir ki bazı hamleler önceden cebine konmuştur.
“Sine-i millet” lafı ortaya atıldığında, kulağa radikal gelir. Bir meydan okuma gibi. Bir rest. Ama gel gör ki o rest masaya tam konmadan geri çekildi. Çünkü bu ülkede siyaset, duyguyla değil dengeyle yürür. Ve o denge bazen sandıktan değil, koltuktan beslenir.
Şimdi yeni cümle şu: “Ara seçim yapalım.”
İlk bakışta demokratik. Hatta makul. Ama perde arkasında başka bir hikâye dolaşıyor. Koridorlarda fısıltı halinde gezen o tanıdık cümle:
“Dokunulmazlıklar kalkacak diye kendileri kaçıyor.”
Sert mi? Evet.
Haksız mı? Tartışılır.
Ama siyasetin doğası zaten tam da bu gri alanlarda şekillenir.
Çünkü kimse koltuğunu kolay kolay ateşe atmaz.
Kimse bile isteye dokunulmazlık zırhını çıkarıp siyasi arenaya çıplak çıkmaz.
Bu iş öyle romantik sloganlarla yürümez.
“Sine-i millet” dediğin şey, sadece bir karar değil… bir bedel.
O bedeli ödemeye hazır mısın, mesele bu.
Şimdi bakıyoruz…
Kapı tamamen kapanmıyor ama aralanmıyor da.
“Diğer tüm seçenekler” denilerek aslında zaman kazanılıyor.
Bir nevi politik frene basılıyor.
Çünkü herkes biliyor:
Ara seçim kontrollü bir risktir.
Ama sine-i millet… kontrolsüz bir fırtına.
Ve bu ülkede kimse fırtınaya yakalanmak istemez.
Herkes yağmurdan ıslanmış gibi yapıp çatının altına sığınır.
İşin en ironik tarafı ne biliyor musun?
Siyasetçiler halka cesaret anlatır,
Ama en büyük temkin yine kendilerinde saklıdır.
Bugün “millet” denilen yer,
Yarın “hesap soran” yere dönüşürse…
İşte o zaman,
Sloganlar değil,
Gerçekler konuşur.