“Söz Büyük, Risk Küçük: Sine-i Milletten Ara Seçime Geri Adım”
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

“Söz Büyük, Risk Küçük: Sine-i Milletten Ara Seçime Geri Adım”

YAYINLAMA:

Siyaset bazen satranç değil… sokak arası tavla gibidir. Zar atılır, ama herkes bilir ki bazı hamleler önceden cebine konmuştur.

“Sine-i millet” lafı ortaya atıldığında, kulağa radikal gelir. Bir meydan okuma gibi. Bir rest. Ama gel gör ki o rest masaya tam konmadan geri çekildi. Çünkü bu ülkede siyaset, duyguyla değil dengeyle yürür. Ve o denge bazen sandıktan değil, koltuktan beslenir.

Şimdi yeni cümle şu: “Ara seçim yapalım.”

İlk bakışta demokratik. Hatta makul. Ama perde arkasında başka bir hikâye dolaşıyor. Koridorlarda fısıltı halinde gezen o tanıdık cümle:
“Dokunulmazlıklar kalkacak diye kendileri kaçıyor.”

Sert mi? Evet.
Haksız mı? Tartışılır.
Ama siyasetin doğası zaten tam da bu gri alanlarda şekillenir.

Çünkü kimse koltuğunu kolay kolay ateşe atmaz.
Kimse bile isteye dokunulmazlık zırhını çıkarıp siyasi arenaya çıplak çıkmaz.
Bu iş öyle romantik sloganlarla yürümez.

“Sine-i millet” dediğin şey, sadece bir karar değil… bir bedel.
O bedeli ödemeye hazır mısın, mesele bu.

Şimdi bakıyoruz…
Kapı tamamen kapanmıyor ama aralanmıyor da.
“Diğer tüm seçenekler” denilerek aslında zaman kazanılıyor.
Bir nevi politik frene basılıyor.

Çünkü herkes biliyor:
Ara seçim kontrollü bir risktir.
Ama sine-i millet… kontrolsüz bir fırtına.

Ve bu ülkede kimse fırtınaya yakalanmak istemez.
Herkes yağmurdan ıslanmış gibi yapıp çatının altına sığınır.

İşin en ironik tarafı ne biliyor musun?

Siyasetçiler halka cesaret anlatır,
Ama en büyük temkin yine kendilerinde saklıdır.

Bugün “millet” denilen yer,
Yarın “hesap soran” yere dönüşürse…

İşte o zaman,
Sloganlar değil,
Gerçekler konuşur.

 

Siyaset bazen kelimelerle değil, kaçınılan cümlelerle kendini ele verir.
Ve bugün o kaçınılan cümle şu: “Sine-i millet.”

Bir dönem meydanlarda yankılanan o iddialı söz, şimdi yerini daha steril, daha kontrollü bir çağrıya bıraktı: “Ara seçim yapalım.”
Kulağa mantıklı geliyor, evet. Ama samimi mi? İşte orası tartışmanın kalbi.

Çünkü mesele seçim değil… mesele risk.
Ara seçim dediğin şey, ayarı yapılmış bir hamledir.
Sine-i millet ise freni boşalmış bir kamyon gibi; nereye çarpacağı belli değil.

Ve kimse kusura bakmasın:
Bu ülkede siyasetçi, kontrol edemediği hiçbir sürece gönüllü girmez.

Bugün “tüm seçenekleri değerlendiriyoruz” deniyor.
Bu cümle siyasetin en şık kaçış rampasıdır.
Ne evet dersin, ne hayır.
Ne cesur görünürsün, ne de korkak.

Ama sokak bu dili yemiyor artık.

Çünkü sokak şunu soruyor:
Madem bu kadar iddialısın, neden en sert hamleden geri duruyorsun?
Madem millet diyorsun, neden milletin önüne komple çıkmıyorsun?

Koridorlarda dolaşan o sert iddia da buradan besleniyor zaten:
“Dokunulmazlıklar kalkacak diye mi bu temkin?”

Bu sorunun cevabı verilmediği sürece, yapılan her çağrı eksik kalır.
Çünkü siyaset sadece ne söylediğinle değil, neyi göze aldığınla ölçülür.

Gerçek şu:
Kimse koltuğunu riske atmak istemiyor.
Kimse siyasi konfor alanından çıkmak istemiyor.
Ve kimse “bedel ödeyen” olmak istemiyor.

Ama işte tam da bu yüzden, inandırıcılık eriyor.
Söz büyüyor, ama güven küçülüyor.

Bugün “ara seçim” diyenler,
Dün “sine-i millet” diyordu.

Yarın ne diyecekler?
Asıl soru bu.

Çünkü bu ülkede seçmen artık şunu anladı:
En yüksek sesle konuşan değil,
En büyük riski alan gerçekten konuşuyordur.

 
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *