Kartal sokakları artık sadece yol değil… birer satranç tahtası.
Ama taşlar araba, hamleler sabır, kazanan yok.
Sabah dükkânı açıyoruz… daha kepengi yarıya indirmeden ilk kavga sesi:
“Buraya park edemezsin!”
“Ben her gün buradayım!”
“Burası babanın yeri mi?”
Bir bakıyorsun, mesele park yeri değil artık. Ego park etmiş, akıl gitmiş.
Eskiden müşteri gelirdi, “Abi çay var mı?” derdi.
Şimdi “Abi park yeri var mı?” diye soruyor.
Yok kardeşim. Çay var, muhabbet var… ama yer yok.
Kartal büyüdü, araba çoğaldı, sokaklar aynı kaldı.
Bir apartman yapılıyor, 20 daire… ama otopark? Kağıt üstünde var. Gerçekte? Hayal.
Sonra ne oluyor? Herkes sokağa bırakıyor arabayı. Sokak da diyor ki: “Ben bu yükü taşımam.”
İşin kötüsü şu:
Bu mesele artık sadece park meselesi değil.
Sinirler geriliyor, sesler yükseliyor, bazen işler çığırından çıkıyor.
Bir park yeri yüzünden hayat kararıyor… bu çok ağır.
Bakın, çözüm belli aslında ama kimse topa girmek istemiyor:
- Her mahalleye katlı otopark şart.
- Abonelik sistemi gelmeli, herkes “benim yerim” kavgasından çıkmalı.
- Sokak parkı çizgilerle, kuralla, disiplinle yönetilmeli.
- Denetim? Sadece ceza kesmek değil, düzen kurmak olmalı.
Ama en önemlisi…
Şu şehirde biraz birbirimize alan açmayı öğrenmemiz lazım.
Çünkü mesele sadece arabaya yer bulmak değil,
birbirimize yer bırakmak.
Kartal’da esnafız biz… her gün bu filmin içindeyiz.
Gördüğümüz şey net:
Bu iş çözülmezse, sokaklar park yeri değil, gerilim hattı olacak.
Ve kimse o hattın altında kalmak istemez.
Velhasıl…
Arabalar çoğaldı ama sabır azaldı.
Biraz düzen, biraz akıl, biraz da vicdan lazım bu şehre.