Bayram, Futbol ve Siyaset: Aynı Sofrada Üç Ayrı Hikâye
Bayram gelir…
Sofralar kurulur, tatlılar dizilir ama memleketin ruh hali pek şekerlenmez.
Çünkü bu ülkede bayram bile “ortaya karışık” yaşanır.
Bir yanda futbolun harareti, bir yanda siyasetin sertliği, bir yanda hayatın bitmeyen koşusu…
Galatasaray meselesi mesela…
4 gol yemişsin, elenmişsin…
Ama bir dur, nefes al.
Avrupa dediğin yer, duyguyla değil gerçeklikle oynanan bir sahne.
Orada hatayı affetmezler, romantizme prim vermezler.
Liverpool dediğin takım sıradan bir ekip değil.
Altı kez o kupayı kaldırmış bir organizma.
Sen daha o atmosferde kalıcı olmayı öğreniyorsun.
Ama biz ne yapıyoruz?
Bir maçta göğe çıkarıp, bir maçta yerin dibine sokuyoruz.
İcardi’yi “bitmiş” ilan edenler…
Daha düne kadar onu omuzlarda taşıyanlar değil miydi?
Futbol bu…
Hafızası kısa, dili uzun.
Evet, eksikler var.
Orta saha aklı eksik, tempo eksik, bazı oyuncularda ciddiyet eksik.
Ama bir gerçek daha var:
Bu takım Mart ayına kadar Avrupa’da kaldıysa, bu tesadüf değil.
Bir iskelet oluşmuş.
Savaşanlar belli.
Koşanlar belli.
Yüreğini koyanlar belli.
Sorun şu:
Biz hâlâ isimlerle yaşıyoruz, sistemle değil.
Gelelim siyasete…
Orası daha karışık, daha sert, daha bulanık.
İddialar havada uçuşuyor, belgeler masaya saçılıyor, karşılıklı sözler kılıç gibi savruluyor.
Ama mesele şu:
Bu ülkede artık gerçek ile algı arasındaki çizgi silinmiş durumda.
Bir taraf “yolsuzluk” diyor,
Diğer taraf “iftira” diyor.
Bir taraf “şeffaflık” istiyor,
Diğer taraf “operasyon” diyor.
Hakikat nerede mi?
Muhtemelen ortada bir yerde…
Ama kimsenin gerçekten aradığı yok.
Çünkü bu düzende önemli olan gerçeği bulmak değil,
Kendi gerçeğini daha yüksek sesle anlatmak.
Ve asıl hikâye…
İspanya ile Türkiye kıyası…
Orada hayat akıyor,
Burada hayat koşturuyor.
Orada insanlar yaşıyor,
Burada insanlar yetişmeye çalışıyor.
Bizim ülke bir maraton gibi…
Ama bitiş çizgisi yok.
Herkes koşuyor.
Ama kimse nereye gittiğini tam bilmiyor.
Trafikte, işte, hayatta…
Hep bir acele, hep bir gerginlik.
Çünkü mesele artık “iyi yaşamak” değil,
“Yetebilmek.”
Şimdi hepsini aynı masaya koy:
Bayram, futbol, siyaset…
Üçü de aynı şeyi söylüyor aslında:
Bu ülkede duygu çok, denge az.
Bir gün seviyoruz,
Ertesi gün siliyoruz.
Bir gün alkışlıyoruz,
Sonra taşlıyoruz.
Ama hayat böyle gitmez.
Futbolda da, siyasette de, hayatta da…
Biraz akıl, biraz sabır, biraz sistem lazım.
Yoksa…
Bayram gelir geçer,
Maçlar oynanır biter,
Siyaset konuşulur unutulur…
Ama o içimizdeki yorgunluk var ya…
İşte o kalır.
Ve en ağır yenilgi de odur zaten.