Birbirimizi Yenerken Memleketi Kaybetmek
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

Birbirimizi Yenerken Memleketi Kaybetmek

YAYINLAMA:

Siyasetin Yankı Odasında Halkın Sessizliği

Memleketin aynasına baktığında bazen yüzünü değil, yüzüne yapıştırılmış etiketleri görür insan. O etiketler konuşur, tartışır, bağırır, suçlar… Ama aynanın gerisinde kalan hakikat, çoğu zaman sessizdir. Gürültü çoktur, anlam azdır.

Bu toprakların siyasetinde bir süredir oklar hedefi değil, birbirini buluyor. Okun yönü şaşınca, yay gerilmekten yorulunca, hedef tahtası halkın kalbi oluyor. Oysa fikir dediğin şey, keskin olabilir ama kirli olmamalı. Yanlış bilgiyle atılan her söz, gerçeğin gövdesine değil, güvenin kalbine saplanır. Bir kez güven kırıldı mı, en doğru cümle bile yankısız kalır.

Bu ülkenin siyasi geleneği, köklerini ideallerden alır. Cumhuriyetin kuruluş harcında akıl, bilim, eşitlik ve özgürlük vardı. O harç, yalnızca bir rejimin değil, bir toplumun omurgasıydı. Ancak bugün idealler, çoğu zaman sloganın gölgesinde kalıyor. Kavramlar vitrine konuyor, ama içleri boşaltılıyor. Kelimeler büyüyor, anlamlar küçülüyor.

Mahalleler çoğaldı. Sınırlar keskinleşti. Herkes kendi yankı odasında alkışını büyütüyor. Karşı mahalleye bakınca insan değil, rakip görüyor. Oysa bu ülkenin hikâyesi, karşıtların değil, farklılıkların birlikte yazdığı bir roman olmalıydı. Aynı masada buluşamayan toplumlar, aynı masallarla oyalanmaya mahkûm olur.

Ekonominin dili ise en dürüst dildir. Çünkü o yalan söylemez. Cüzdan konuşur, mutfak konuşur, kira konuşur. Rakamlar bazen şiir gibi yazılır raporlarda, ama sokakta nesir gibi yaşanır. Kemer sıkmanın bile bir sabrı vardır. Kayış koptuğunda, yalnız pantolon düşmez; umut da düşer.

Siyaset sahnesinde roller değişiyor, oyuncular değişiyor ama senaryo çoğu zaman aynı kalıyor. İktidar gücü büyütmenin, muhalefet ise beklenti büyütmenin peşinde koşuyor. Oysa siyaset, rakibi yenmek değil, halkın yükünü hafifletmek için yapılır. Seçilmek için değil, seçmenin hayatını değiştirmek için yapılır.

Medya cephesinde ise başka bir hikâye yazılıyor. Tanıklık eden kalemler azalıyor, taraf tutan megafonlar çoğalıyor. Gazetecilik, olayların fotoğrafını çekmekten çok, olayların dekoruna dönüşüyor. Hakikat, reytingin alt yazısına sıkışıyor. Sorular azalıyor, cevaplar çoğalıyor. Halbuki soru sormayan toplum, cevaplara mahkûm olur.

Dilin de bir kaderi var bu ülkede. Bir cümle, alkış da getirebilir, mahkeme de. Bir kelime, umut da büyütebilir, korku da. O yüzden söz, en ağır sorumluluktur. Dil özgür olmazsa, düşünce nefes alamaz. Düşünce nefes alamazsa, toplum yürüyemez.

Bugün memleketin en büyük ihtiyacı büyük nutuklar değil. Küçük ama gerçek çözümler. Gösterişli projeler değil, adil fırsatlar. Gür sesli sloganlar değil, derinlikli politikalar. Çünkü halk, süslü cümlelerden çok, sade hayatlar ister. Aş ister, iş ister, huzur ister. Ve en çok da yarına dair korkmadan uyuyabilmek ister.

Unutulan bir gerçek var: Devlet, yurttaşı için vardır. Yurttaş devlete yük değil, devleti var eden ruhtur. Toprağı vatan yapan şey sınırlar değil, adalet duygusudur. Adalet eksildiğinde, coğrafya kalır; vatan duygusu kaybolur.

Zor zamanlardan geçiyoruz. Ama bu ülkenin hafızası uzun, direnci güçlüdür. Her karanlık dönem, içinde bir ışık tohumu taşır. O tohumu büyütecek olan ne tek bir liderdir ne tek bir parti. O tohumu büyütecek olan, birlikte yaşama iradesidir.

Belki de mesele şudur:
Birbirimizi yenmeye çalışırken, memleketi kaybetmemek.

Çünkü tarih, kazananları değil; doğru yerde duranları hatırlar.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *