İnsanca Yaşam Hakkı
Son yıllarda kentlerimiz, beton yığınları haline gelerek doğayla bağını kopardı ve insani yaşam kalitesini düşürdü.
Oysa her bir yurttaşın doğayla barışık, sağlıklı, güvenli ve nitelikli konutlarda yaşama hakkı anayasal bir güvence altında olmalıdır.
Bu hedefe ulaşmanın yolu, önceliği kâr ve ranta değil, bilime ve insan hayatına veren köklü bir değişimden geçiyor.
Tarım alanlarımızı, ormanlarımızı ve su kaynaklarımızı yok eden kontrolsüz yapılaşma derhal durdurulmalıdır.
Ülke genelinde bölgeler arasındaki eşitsizlikleri giderecek, kenti ve kırsalı bir bütün olarak ele alan planlı bir kentleşme modeline geçiş kaçınılmazdır.
Güvenli yapılaşma, ülkemizdeki deprem gerçeği düşünüldüğünde hayati önem taşımaktadır.
Bu nedenle, yapıların dayanıklılığını ve sağlığını garanti altına alacak merkezi, bilimsel temelli bir denetim sistemi kurulmalıdır.
Tüm altyapı hizmetleri (su, elektrik, ısınma gibi temel ihtiyaçlar) kâr amacı gütmeksizin, sağlıklı ve güvenli koşullarda tüm yurttaşlara bedelsiz olarak sunulmalıdır.
İnşaat sektöründeki emekçilerin durumu da göz ardı edilemez.
İş cinayetlerinin yoğun olduğu bu alanda, işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatı, insan onuruna yakışır bir anlayışla yeniden düzenlenmeli ve istisnasız uygulanmalıdır.
İnşaat emekçilerine iş güvencesi ve insani çalışma koşulları sağlanmalıdır.
Özetle, tüm inşaat ve kentleşme süreçlerinin, toplumsal yararı ve bilimsel doğruları esas alan bir anlayışla yürütülmesi ve yönetilmesi gerekmektedir.
Böylece, her yurttaşın insanca yaşam hakkı, sağlıklı ve güvenli bir çevrede güvence altına alınabilir.