Örgütün Kapısı Kapalıysa, Vicdanın Kapısı da Kapanır ✍️ KÖŞE YAZISI – 1. BÖLÜM
Eskiden işler başkaydı…
Genel merkez yöneticisi de, milletvekili de ayda bir örgütün kapısını çalıp halini hatrını sorardı.
Hesap verirlerdi. Utanmazca değil, doğal olarak.
Şimdi?
Ters düz olmuş bir tablo…
Milletvekilleri örgüte hesap soruyor;
genel merkez yöneticileri örgütü azarlıyor.
Sanki Cumhuriyet Halk Partisi onların babadan kalma fabrikası da örgüt maaşı olmayan işçiler…
Bedava çalışan robotlar gibi görülüyor.
Oh ne âlâ ne âlâ bir düzen!
Bazı adaylıkların ardında ne kadar emek var bilmiyorum…
Ama bir şey çok açık:
Bazı kapılar herkese eşit açılmıyor.
Kimin yolu alın terinden, kimin yolu “özel hat”tan geçiyorsa,
ortada emek sorunu değil; koca bir algı yönetimi var.
Biz yine de görürüz hak edenle edilenin farkını…
Çünkü hakikat, öyle kolay gömülmez.
Sonra bir söz düşüyor önümüze:
“Hukukun en iyi işlendiği ülkeleri yazın;
milli geliri en yüksek ülkeleri de yazın;
listeler yan yana gelir.”
Hukuk yoksa ekonomi yok.
Adalet güçlü olursa refah güçlü olur.
Bitti, bu kadar net. ⚖️🇹🇷
**Bağışlarda Meclis Üyelerinin Sorumluluğu** ✍️ KÖŞE YAZISI – 2. BÖLÜM
Mühür de vicdan da el kaldır indirle çalışmaz**
Şehir dediğin şey beton yığını değil;
alınan kararlardır, o kararlara vurulan mühürlerdir.
Bir belediye meclis üyesi olmak,
“el kaldır indir” tiyatrosunun figüranı olmak değildir.
Kamu vicdanının kapısında nöbet tutmaktır.
Hele bir de yüksek bir bağış belediyenin kapısına bırakıldıysa…
O bağışın gölgesi meclis üyesinin üstüne düşer.
Çünkü her bağış cebinde bir soru işareti taşır.
İlk görev: Körlemesine onay vermemek.
“Ne olacak ki?” dememek.
Küçük bir hibe bile büyük bir yolsuzluğun sahne ışığı olabilir.
Bir meclis üyesi kendine şunları sormadan elini kaldıramaz:
🌫 Gerçek amaç ne?
Bağışçı yarın kapıda bir ayrıcalık mı isteyecek?
İmar kolaylığı mı?
İhale kapısı mı?
⚖️ Orantılı mı?
Bağışın büyüklüğü ile talep edilen şey yan yana konduğunda
denge mi gösteriyor, niyet mi ele veriyor?
📄 Şeffaf mı?
Kayıt açık mı?
Karşılıksız mı?
Yoksa satır arasında “küçük bir iyilik” mi saklı?
Bu sorular sorulmadan verilen her EVET,
yolsuzluğun sessiz bir halkasıdır.
Hiç kimse “Ben bilmiyordum” diyemez.
Meclis üyesi onay makinesi değil;
şehrin şeffaflık zırhıdır.
Dosya istemek haktır.
Kaynak sormak haktır.
Kamuoyu önünde tartışmak görevdir.
Muhalefetteyse, iki kere görevdir.
Bir bağış yasal olur, olur…
Ama halkın gözünde şüphe uyandırıyorsa,
o lekeyi temizlemek için söz almak şarttır.
Yoksa itibarını bir başkasının PR kampanyasına kiralarsın.
Unutma:
Her bağış, bağışçıya bir pencereden “itibar” açar.
O pencereyi kirli bir menfaat için açmalarına izin vermek,
halkın güvenini satmaktır.
El kaldırmadan önce düşün:
Adın bir gün soğuk bir iddianamenin içine düşer mi?
Hesap soran, şeffaflık isteyen her meclis üyesi,
şehrin tarihine altın bir cümle bırakır.
Ve unutma:
Halinden memnun kölelere kimse hak sunmaz.
— Halkın adamı, vatandaş Rıza