– Vatandaş Rıza’nın Köşesi “Rüzgârın Yönü, Siyasetin Yükü”
1. BÖLÜM – “Rüzgârın Yönü, Siyasetin Yükü”
Siyaset sahnesinde bazen bir kişi diğerinin gölgesinde büyür, bazen de o gölge, bir gün sahibini karanlıkta bırakır. Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu arasında yaşanan gerilim de bana tam olarak bunu hatırlatıyor.
Uzun zamandır şunu düşünüyorum:
Özgür Özel, İmamoğlu’nun başına gelecekleri gerçekten önceden görmüş olabilir miydi? Çünkü rüzgârı arkasına aldığı dönemlerde dört kez üst üste CHP Genel Başkanlığı’nı kazanması, siyasette tesadüf sayılacak bir başarı değil.
Partide Kemalist kanadın dışarı itildiği, parti içi dengelerin Burhanettin Bulut, Veli Ağbaba, Ali Mahir, Murat Emir, Taşkın Özer gibi yakın çevre isimleriyle yeniden dizayn edildiği konuşuluyor. Bunlar iddia da olsa, siyasetin kulisi hiç susmaz, her iddianın bir gölgesi mutlaka vardır.
Bugünlerde Özgür Özel’in parti içinde güç biriktirme çabası sıkça dillendiriliyor. İmamoğlu’nun yanında Dilek İmamoğlu’nu “sürekli taşıdığı” algısının sona ermesi durumunda, bunun Özel’in stratejik bir üstünlük sağlamasına yorulacağını söyleyen çok.
Siyaset bu… Kimin güçlendiğine en çok kim sevinir, o bile çoğu zaman ayrı bir bahis. Kimi yorumcular, Özel’in güç kazanmasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işine geleceğini iddia ediyor. Bu da siyasetin o bilindik kuralını hatırlatıyor:
“Hırsıza hırsız demeyi bırakırsan, döner sana ahlak dersi vermeye kalkar.”
Bugün iktidar cenahının, CHP’li belediyeleri hırsızlıkla suçlaması bana tam da bunu düşündürüyor. Peki CHP'li belediyelere ne bıraktınız? Borçtan başka?
Ama ne demişler: Kişi kendinden bilir işi.
AK Partili bazı yöneticilerin, “Teşkilatlarımız yolsuzluğa bulaşmış, gereğini yapmalıyız” dediklerinde aldıkları cevap hâlâ hafızalarda:
“Yolsuzluk yapanları ayıklarsak teşkilatlarda görev yapacak adam kalmaz.”
Bunu siyasi tarihe not etmek gerekir.
2. BÖLÜM – Halk Adamı Rıza Başkan’ın Köşesi
“Sanat ve Siyaset Yan Yana Durur mu?”
Gelelim CHP’nin yeni parti programına…
Sanat ve kültür alanlarında ciddi bir vizyon arayan biri olarak söylemeliyim ki, beklentimi tam karşılamış değil. Belki de henüz tamamlanmadığı için böyle; kim bilir? Ama yine de şunu düşünmekten kendimi alamıyorum:
Bu kez gerçekten klişelerden sıyrılmayı başarabilir miyiz?
Mesela şu meşhur “kültür-sanat” ikilisini artık sorgulamanın vakti gelmedi mi?
Neden “Düşün-Sanat” değil?
Neden “Bilim-Sanat” değil?
Çünkü kültür ve sanat, ikiz kardeş gibi sunulsa da, aslında çoğu zaman farklı yönlere yürüyen iki ayrı dünyanın temsilcileri. Birbirlerini tamamladıkları kadar, çatışmaları da kaçınılmaz.
Geçen yüzyılın ikinci yarısından bu yana sanat, siyasetin ve kültür bürokrasisinin gölgesinde büyümeye çalıştı. Bunun bize ne kazandırdığını bilen var mı?
Ben göremiyorum.
Sanat özgür olmadıkça, kurumları özerk olmadıkça, siyasetten bağımsız nefes almadıkça; hiçbir ülkenin kültürel gelişimi gerçek anlamda ilerleyemez.
Bilge siyasetçiler de bu gerçeği bilir.
CHP iktidara yürümek istiyorsa, sadece sloganlarla değil, özgürlükle başlamalı. Siyasetin değil sanatın nefes aldığı bir ülke yaratmak zorundayız. Çünkü hayat bizi bazen paramparça eder ama sonra o yaralar en güçlü yanımıza dönüşür. Toplum da böyledir; zorluklarla yoğrulur, dayanıklı olur, ama özgürlük olmadan büyüyemez.
Biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz.
Genetiğimizde biat yoktur. Kendimize bile muhalif olur, tartışır, değişiriz.
Ama bunun bir mecrası vardır: Partinin kurumsal kimliği.
Eleştiri yaparız, tartışırız, konuşuruz ama bunu partiyi yıkmak için değil, güçlendirmek için yaparız. Çünkü halkı temsil eden bir hareketin yolu, eleştiriye kapalı olamaz.