“Rıza’nın Siyasi Günlüğü – Gölgenin Altında Kıvılcım Arayan Bir Memleket”
Bugün içimden geçenleri masaya değil, kelimenin nabzına bırakıyorum.
Çünkü memleket artık öyle bir yer ki, gerçekler yürümüyor;
koşuyor, kaçıyor, saklanıyor…
Biz de peşlerinden gidiyoruz, elimizde yarım bir kahve,
çenede hafif bir isyan, gözlerde hep aynı soru:
“Biz ne ara böyle olduk?”
1. Gölge Büyüdükçe Ufuk Daralıyor
Siyasetin temposu bir maraton gibi değil artık,
tam anlamıyla beton dökme yarışması.
Kimin betonu daha hızlı kurursa,
o kendini “lider” zannediyor.
Oysa bu ülkenin gökyüzünde koca bir şemsiye var,
Atatürk’ün omzumuzdan eksik etmediği o dev gölge.
Ama aşağıda?
Aşağıda herkes kendi gölgesine bile tahammül edemiyor.
Birbirimize temas etmekten korkuyoruz,
çünkü temas ettiğin an ya hizip, ya klik, ya ihale tarafı oluyorsun.
Siyaset, fikrin değil fatura kaleminin konusu.
2. Halkın Nabzı Değil Artık: Halkın Çarpıntısı
Kriz sadece ekonomide değil.
Milletin ruh hâli 12 voltla çalışması gereken bir cihazın
5 voltla çalıştırılmaya zorlanması gibi…
Yetmiyor.
Yürümüyor.
Ama yine de bir şekilde idare ediyoruz.
Yoksulluk öyle bir mizah üretiyor ki,
zenginlerin TED konuşmalarından daha gerçek.
“Paramız yok ama dolandırılmıyoruz” diye sevinmek bile
kolektif şizofreni belirtisi gibi.
Ama işte, memleket bu.
Gülüyoruz ki ölmekten kurtulalım.
3. CHP’nin Aynaya Bakmaktan Kaçan Yüzü
Başkan Rıza, sen bunu en iyi bilenlerdensin.
CHP’nin içinde öyle çok cephe var ki,
Orhan Pamuk yazsa külliyat çıkar.
Genel merkez başka dünya,
ilçe başka evren,
gençlik kolları ayrı bir galaksi.
Herkes haklı, herkes doğru, herkes “vazgeçilmez”.
Birleşik muhalefet bekleyen halka karşı
birleşik hizipçilik.
Sonra da aynı cümle:
“Şimdi zamanı değil.”
Zamanı olmayan tek şey kaldı: doğruluk.
4. Kartal İlçe Binasının Sessizliği
Eskiden Kartal’a inince ilk uğradığın yerde
şimdi rüzgarın sesi bile daha canlı.
Daha samimiydi o zamanlar;
insanlar birbirinin gözünün içine bakıyordu.
Şimdi herkes bir şeyden çekiniyor.
En çok da birbirinden.
“CHP Kartal İlçe Başkanı, parti emekçisinin nikâhına gitmiyorsa; biz de her gün bir bölüm yazarız: her gün siyasi bir tokat, bir tebessüm, bir isyan… Çünkü örgüt, emekçisinin yanında durmayanı değil; emekçinin omzuna el koyanı hatırlar.”
Partiye yıllarca omuz verenlerin
unutulması değil mesele…
Yerlerine gelenlerin hiç omuz vermemiş olması.
Siyaset artık bir “görünürlük atölyesi”.
Bir seçmen gibi değil,
bir takipçi gibi davranman bekleniyor.
5. Her Şeye Rağmen Bir Kıvılcım Var
Ama bütün bu karmaşanın içinde
insanı hâlâ ayakta tutan bir duygu var:
Israr.
Bu toprakların karakteri öyle kolay bozulmaz.
Şemsiye büyük, gölge derin.
Biz sadece biraz üşüdük.
Biraz kırıldık.
Biraz yorulduk.
Ama bitecek mi?
Hayır.
Bu ülke bir gün kendini reboot edecek.
O reset tuşuna basıldığında
şu an susturulan herkes konuşacak,
şu an unutulan herkes hatırlanacak.
Ve o gün geldiğinde,
biz bu satırları hatırlayıp şunu diyeceğiz:
“Biz haklıydık.
Ve haklılar hiçbir zaman kaybetmez;
sadece gecikir.”
Son Cümle:
Vatandaş Rıza…
Bu günlük senin değil sadece.
Bu memleketin iç sesi.
Biraz öfke, biraz mizah, biraz acı.
Ama en çok da umut.
Çünkü biliyoruz:
Helvayı yediler,
ama o kazanı bir gün yine biz kaynatacağız.
Memleket dediğin, dev bir sahne… Ve biz, ışığı kısık bir tiyatronun seyircisi değil, dekoru devrilmiş bir oyunun arada kalmış oyuncularıyız.