KASIM-ARALIK ŞAMPİYONLARI, MAYIS GERÇEKLERİ VE CHP’NİN BİTMEK BİLMEYEN “OYUN KURGUSU”
Kartal’ın soğuk rüzgârı, sahilden yukarı doğru eserken hep aynı soruyu fisıldıyor:
Biz bu oyunda ağustos böceği miyiz, karınca mı?
Yazın cıvıldayıp kışın üşüyenlerden miyiz, yoksa sezon boyu ter döküp Mayıs’ta kupayı kaldıranlardan mı?
Her Kasım-Aralık geldiğinde Fenerbahçe’yi “bu sene o sene” diye şampiyon ilan eden ekran yorumcuları gibi, bizim CHP de kendini her kongrede, her kurultayda, her yerel seçim arifesinde “sanki birazdan iktidar olacakmış” gibi süslüyor.
Ama sezonun final düdüğü çalınca, kupayı hep başkası kaldırıyor.
Siyasetin Mayıs’ı hiç bizim takvime denk gelmiyor.
Kartal siyasetinde de tablo farklı değil.
Sahanın kenarında muhtarlar…
Kafasını kaldırıp maçı izler gibi bakan STK’lar…
Tribünde homurdanan yöre dernekleri…
Yan yana ısınıp ayrı ayrı soğuyan meclis üyeleri…
Ve tabii ki belediyeye yakın gazeteciler — hani şu “topu görünce fotoğraf çeken”, ama asıl oyunu kaçıran tayfa.
Hepsinin ortak derdi şu:
Kim oyunun kurucusu, kim tribün amigoluğuna mahkûm?
CHP’DE MEVKİ AVCILIĞI, SOLDA POZİSYON KRİZİ
Türkiye siyasetinin kara mizahı gibi bir durum bu:
Solun en büyük rakibi sağ değil;
kendi kendine çalınan paslar, yanlış koşular, çelişkili talimatlar.
Parti yönetimi sanki soyunma odasında megafonla bağırıyor:
“Sol ne zaman pres yapacak, ne zaman geri çekilecek, ne zaman susacak — hepsini biz söyleyeceğiz!”
Sahaya çıkıp itiraz eden oyunculara ya kırmızı kart, ya disiplin, ya da kenarda tribün cezası.
Bir dönem meydanlarda “Susma, sustukça sıra sana gelecek!” diye bağıranlar,
bugün kulak tıkayıp “Konuşma, konuştukça oy kaybediyoruz!” diyebiliyor.
Bu yalnızca bir taktik değişikliği değil,
solun hafızasında açılan koca bir delik.
KARTAL'DA SOL, “TOPU KİME ATACAĞINI" BİLE UNUTMUŞ DURUMDA
Yöre dernekleri tribünde,
mahalle örgütleri yedek kulübesinde,
gençlik kolları sahaya çıkamıyor.
Saha içinde ise tuhaf bir şey oluyor:
Cesaret yerine PR,
emek yerine vitrin,
politik duruş yerine “merkeze göz kırpan teneffüs siyaseti”.
CHP, solculuğu neredeyse mevsimlik işçi gibi kullanıyor:
Seçim zamanı “acaba oy kaybettirir mi?” diye tedirgin,
Ekonomik kriz derinleşince “piyasalar ürker mi?” diye çekingen,
Dış politika gerilince “Batı ne der?” diye endişeli.
Solculuk bir ilke değil de
çamaşır odasında mevsime göre giyilip çıkarılan bir forma sanki.
KARTAL’DA GERÇEK OYUN: KİM SUSTURULUYOR, KİM SERBEST?
Muhtar konuşsa “teşkilata aykırı”,
STK eleştirse “niyeti bozuk”,
Gazeteci yazsa “partiye zarar”,
Üye itiraz etse “yolumuza taş koyuyor”.
Oysa solun oyunu hep belliydi:
Topu çevire çevire değil;
konuşa konuşa, tartışa tartışa ilerlersin.
Bir parti kendi üyelerine “sus” dediği anda,
sadece parti değil, toplum da sessizliğe mahkûm olur.
KARTAL SİYASETİNDE SKOR TAHTASI NE GÖSTERİYOR?
Bugünün skorboard’u şunu yazıyor:
“Kaybetmeden kazanılmıyor; ama susarak hiç kazanılmıyor.”
CHP kaybetmiş gibi duruyor, evet.
Çünkü solun dili paslanmış, refleksleri ağırlaşmış,
tribünler homurdanıyor ama sahada taktik yok.
Ama oyunun güzelliği şu:
Her sezon yeniden başlar.
Her Mayıs’ın bir Ağustos’u vardır.
Her yenilginin içinde yeni bir başlangıç çimlenir.
Ve unutma Başkan:
Geldikleri gibi gittiler,
geldikleri gibi yine giderler.
Yeter ki biz bu oyunda topa vurmayı unutmayalım.