🎭 KÜLTÜR, SANAT VE SİYASETİN ORTASINDA KARTAL,✍️ Rıza Aydoğan – Cumartesi Köşe Yazısı
Kartal sokaklarında yürürken, her köşe başında tarih kokusunu alırsınız; ama bugün o tarihin sesi kısık. Tiyatro salonları sessiz, müzeler yalnız, sanatçılar ya susturulmuş, ya da alkışlananların yanında... Ve sorarım size: Bir toplum tiyatrosunu susturursa, halkı susturmaz mı aslında?
Kültür ve sanat, bir milletin ruhunun aynasıdır; aynı zamanda vicdanıdır. Ama ne yazık ki, bu aynaya artık toz çökmüş. Kültür merkezleri protokol binalarına dönmüş, bağımsız sahneler kapanmış, sanatçı üretmek yerine dikkatli olmayı öğrenmiş. Sözünü sakınmazsan “tehlikeli”, susarsan “makbul” oluyorsun. Ve böylece, sanatın en saf hali olan sorgulama yerini onaylamaya bırakıyor.
Siyasi arena da boş değil: CHP Kartal yönetimi, belediye çalışanları, esnaf ve sivil toplum örgütleri, bir yanda şeffaflık ve vicdan diyor; diğer yanda ise ihale, prim ve referans ilişkileri hâlâ tartışılıyor. Aziz İhsan Aktaş üzerinden yapılan eleştiriler, aslında daha derin bir soruyu işaret ediyor: Biz, liyakate mi yoksa koltuk politikalarına mı güveniyoruz?
Ve işte burada kültür ile siyaset birbirine dokunuyor. Bir tiyatro sahnesi susturulurken, bir meclis açığa çıkıyor ama vicdan kapalı kalıyor. Bir müze tozlanıyor, bir heykel devriliyor; ve kimlikler de sarsılıyor. Sanat, toplumun nefes alma alanıdır; susturulursa nefes almak da zorlaşır.
Kartal’ın esnafı, gazetecisi, dernek yöneticileri… Herkes kendi alanında bir mücadele veriyor. Kimisi görünürlüğüyle, kimisi sessizliğiyle direniyor. Ama unutmayalım: Sessiz kalanların sessizliği de bir bağırış olabilir. Küçük kasabalardaki elektrik direklerine asılmış megafonlar gibi, bazı sesler sürekli yankılanıyor; ama bu seslerin tonu detonedir, çatallıdır, bazen rahatsız eder. İşte o sesleri duyabilmek için kulaklarımızı açmalı, vicdanımızı kapatmamalıyız.
Bir yanda aşk, bir yanda emek, bir yanda politika… Kartal’ın ruhu bu karışımda gizli. Kadınlar sabırla ve olgunlukla taşıyor hayatın ağırlığını; emekçiler nasırlı elleriyle üretmeye devam ediyor; gençler ise hâlâ hayal kuruyor ama sesleri yeterince duyulmuyor.
Ve biz yine soralım: Sanatı susturan bir toplum, gerçekten özgür olabilir mi? Politikada şeffaflık yerini oyunlara bırakırken, kültürde derinlik yerini gösterişe bırakıyorsa, biz hangi Kartal’ı inşa ediyoruz? Salonlar dolu ama sahneler sessiz. Meclis açık ama vicdan kapalı. Müze tozlu, heykeller devrilmiş, hafıza parçalanmış.
Belki de tek çıkış yolu, sanatçıyı değil; sanatı, vicdanı, emeği, aşkı ve özgürlüğü koruyacak bir toplum olmaktan geçiyor. Sessizliği değil, sesi yükseltecek bir topluluk… Çünkü bir ülkenin ruhu sanatla yaşar; ve Kartal, ruhunu kaybetmemeli.
Kartal’da yaşayan her birey, ister CHP’li olsun, ister sivil toplum örgütünden gelsin, ister gazeteci, ister esnaf… Herkesin ortak bir görevi var: Vicdanla, sanatla, emekle ve özgürlükle bir arada durabilmek. Sadece yaşar gibi yapmayacak bir Kartal yaratmak…
Ve unutmayalım: Sessizliğin ortasında bile dalgalar anlatır, rüzgâr taşır, deniz konuşur. Biz, o sesi duymalıyız.