Sessizliğin Çoğunluğu, Zumbanın Ritmi ve Kartal’ın Vicdanı 🗞️ GÜNESAV KÖŞE ✍️ Rıza Aydoğan
Beni haksızlık karşısında eylemlerde düşün.
Beni mücadele ederken, yoldaşlarımla omuz omuza düşün.
Ne makam için, ne menfaat için… ve öyle yargıla.
Bugün siyaset, kelimelerin değil eylemlerin zamanı.
Ama biz hâlâ “ritim” arıyoruz.
Siyasetin pistte değil, sokakta; halkın sofrasında, emekçinin nefesinde yapıldığını unutarak…
Başarının ne olduğunu kavrayamayan bir zihniyet, hem geçmişi hem bugünü hedef alıyor.
Bir yandan “bizden öncekiler bir toplu iğne üretemedi” diyerek geçmişi küçümsüyor,
diğer yandan “emekliler uzun yaşıyor, devlet batıyor” diyerek bugünün faturasını en savunmasız kesime kesiyor.
Bu anlayışsızlık sadece bir kibir değil, aynı zamanda bir sorumsuzluktur.
Ama asıl sorun, bu çarpıklıkları görüp de sessiz kalan çoğunluktadır.
Sessiz kalanlar, yanlışın gölgesinde uyuyanlardır.
Yarın o sessizlik, hepimize ağır bir bedel olarak dönecek.
Kartal’da sahne başka, ritim başka…
Cumhuriyet’in yüz ikinci yılında, halkın ekonomik çığlıkları göğe yükselirken,
CHP Kartal İlçe Başkanlığı “Zumba” etkinliği düzenliyor.
Ne güzel, değil mi?
Zamanlama sadece “ironik” değil, aynı zamanda politik olarak savrulmuş bir tercihi işaret ediyor.
Bir zamanlar “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” diyen bir milletin torunları,
bugün savunma hattını dans pistinde arıyor.
Eski CHP Gençlik Kolları Başkanı Berkant Sabancı sosyal medya paylaşımında net konuştu:
“Bütün belediye başkanlarım tutuklanırken, partililerimiz içerideyken, örgütümüz dağınıkken,
Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü değil, ritmini konuşmak tuhaf.
Halkın derdi adalet, biz hâlâ tempo tutuyoruz.”
Sabancı’nın sözleri örgüt emekçilerinin sessiz ama bir o kadar derin sitemini özetliyor.
Çünkü artık mesele “moral etkinliği” değil, örgüt bilinci ve dayanışma refleksi.
Politikada ‘parayı veren düdüğü çalar’ mı?
Maltepe’de yaşanan “konuşma krizi” de bunu gösteriyor.
CHP İlçe Başkanı Kenan Otlu’ya Cumhuriyet kutlamasında söz hakkı verilmemesi,
“Kaymakam öyle istedi” bahanesiyle açıklanıyor.
Ama kamuoyu soruyor:
Ya gerçekten siyasette “emek” ve “mücadele” artık yok mu sayılıyor?
“Lider benim” diyenler, örgütü bir zümreye mi indirgedi?
Kartal’da da benzer bir tablo
Bir yanda görevine dönen Başkan Yardımcısı Ali Apaydın, belediyede yeniden görevlendiriliyor.
Fen İşleri, Park ve Bahçeler, Etüt Proje gibi kritik birimler kendisine bağlanıyor.
Diğer yanda ise bir müdür hakkında soruşturma açıldığı bilgisi dolaşıyor.
Kartal’da dengeler yeniden şekilleniyor.
Ama esas mesele, bu değişimlerin Kartal halkına mı yoksa koltuk düzenine mi hizmet edeceği.
Siyaset sahada yapılır, pistte değil.
Halkın gündemi geçimdir.
Örgütün görevi mücadeledir.
Gazetecinin görevi gerçeği yazmaktır.
Kartal’da, Maltepe’de, İstanbul’da…
Sessiz kalmak artık bir tercih değil, bir suç ortaklığıdır.
Çünkü bu dönem, “görmeyenlerin değil, göze alanların” zamanıdır.
Son söz:
Biz balıkçının ağına takılmış balıkları kurtarmanın derdindeyiz.
Sudaki balıklar zaten özgür.
Ama ağ giderek daralıyor…
Ve hâlâ bazıları suyun ritmini dinliyor.