Sessizlik Duvarı ve Siyasi Ahlak
🧩 Erol Altunoğlu – Köşe Yazısı
Bir Atamanın Ötesinde: Görünmeyen Çürüme
Son günlerde siyasi kulislerde yankılanan bir atama, sadece bir göreve gelme hikayesi değil; çok daha derin bir sorunun yansımasıdır.
Bir yerel yönetim liderinin, kısa süre önce kendisine yakın bir ismi liyakat tartışmalarına rağmen üst bir parti görevine taşıması, siyasi ahlakın nerede durduğunu gösteriyor.
Makamın Amacı: Hizmet mi, Sadakat mi?
Bu tabloyu “kadrolaşma” diye geçiştirmek kolay olurdu.
Ancak gerçekte bu durum, makamların halka hizmet için değil, sadakat ödülü olarak kullanıldığının bir göstergesidir.
Halkın vergileriyle yürütülen bir yönetimde görevlerin kişisel yakınlıklara göre dağıtılması, siyasetin rotasından sapmasıdır.
Sessizlik Duvarı
Fakat asıl mesele, bu kararı veren liderden çok, bu tablo karşısında sessiz kalanlardadır.
Bir siyasi hareket, kendi değerlerini hiçe sayan bir uygulama karşısında ses çıkaramıyorsa, orada ahlaki çürüme bireysel olmaktan çıkmış, kurumsal hale gelmiştir.
Bazen en büyük ihanet, yapılan yanlış değil; o yanlışa gösterilen rızadır.
Rıza ile Gelen Çürüme
Korku, çıkar veya makam beklentisiyle susanlar, sessizliklerini mazeret değil, suç ortaklığı olarak görmelidir.
Çünkü yozlaşma, yüksek sesle yapılan hatalardan değil; fısıltı kadar sessiz kabullenişlerden doğar.
Bir partinin demokrasisi, eleştiriden değil, eleştirisizliğin normalleşmesinden yıkılır.
Son Söz: Ahlakın Ölçüsü Tepkidir
Siyasi ahlak, kimin hangi göreve geldiğiyle değil, haksız bir görevlendirme karşısında kimlerin susmadığıyla ölçülür.
Bugün sessiz kalanlar, yarın konuşacak yüz bulamayabilirler.
Çünkü çürümenin en sessiz hâli, vicdanın içinden yükselen o boğuk sessizliktir.
🕯️ Sessizlik de bir tavırdır.
Peki sizce, susmak mı daha tehlikeli — yanlış yapmak mı?
“Bazen en büyük ihanet, yapılan yanlış değil; o yanlışa gösterilen rızadır.”