Bir Aydının Ardından: Ahmet Taner Kışlalı’ya Saygıyla
Bugün, bir bombanın sesiyle değil, bir vicdanın susturuluşuyla sarsıldığımız günü anıyoruz.
Ahmet Taner Kışlalı...
Bir aydının, bir kalemin, bir yüreğin sembolüydü.
O, sadece yazan biri değildi — düşündüren, sorgulatan, korkusuzca konuşan bir bilgeydi.
Onu susturan eller, aslında kendi karanlıklarını büyüttüler.
Çünkü bazı insanlar ölmez…
Yankıya dönüşür, düşünceye dönüşür, bir ülkenin vicdanında yaşamaya devam eder.
Kışlalı’nın kalemi sadece mürekkep değil, ışık taşırdı.
Her yazısında bir umut, bir direniş, bir çağrı saklıydı.
Korkunun gölgesine sığmayan o duruşu, bugün hâlâ birçok genç yüreğe cesaret veriyor.
Ve biz biliyoruz;
Bir ülke, aydınlarını susturdukça biraz daha yetim kalır.
Çünkü aydınlar, sadece yazan insanlar değildir —
Onlar, toplumun karanlıkta yürüyen ışıklarıdır.
Bazen düşünüyorum...
Eğer hâlâ yaşasaydı, bu ülkenin yaralarına hangi kelimelerle merhem olurdu?
Ama sonra hatırlıyorum:
O kelimeleri çoktan yazmıştı.
Biz sadece okumayı unuttuk…
Kışlalı’nın gidişi yalnızca bir kayıp değil, bir uyarıydı da.
Bilimin, aklın, özgürlüğün bedelini ödeyenlerin hikâyesidir onun hikâyesi.
Ve onun adı her anıldığında, içimde hem bir hüzün hem bir gurur yükselir:
Bu topraklarda hâlâ onun gibi düşünebilen insanlar var.
O yüzden onun ışığı sönmedi, sönmeyecek.
Bugün onu sevgiyle, özlemle, saygıyla anıyorum.
Ve kendi kendime fısıldıyorum:
Aydınlar ölmez.
Sadece daha sessiz, daha derin bir yerden konuşmaya devam ederler.
✍️ Nuran Alpatay
GÜNESAV HABER – Köşe Yazısı