Yeni Parti Kurmak Kolay, Güven Kurmak Zor
Türkiye siyasetinde yeni parti kurmak artık şaşırtmıyor.
Bir logo...
Bir isim...
Birkaç iddialı slogan...
Birkaç kalabalık salon...
Hepsi bulunuyor.
Peki ya sonrası?
Asıl mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü seçmen artık sadece "yeni" kelimesine bakmıyor. "Bana ne vaat ediyorsun?" diye soruyor.
Ekonomi için ne yapacaksın?
Gençler neden ülkede kalmalı?
Emekli nasıl geçinecek?
Çiftçi nasıl üretecek?
İşte bu soruların cevabı yoksa, en parlak logo bile zamanla soluyor.
CHP'de yaşanan ayrılıklar da bu çerçevede değerlendirilmeli.
Siyasette ayrılık olur.
Yeni yollar çizilir.
Farklı tercihler yapılır.
Bunlar demokrasinin doğal parçalarıdır.
Ama siyasetin bir de tutarlılık sınavı vardır.
Eğer yeni bir yol seçiyorsanız, bunun gerekçesini seçmenin anlayacağı açıklıkta anlatmanız gerekir.
Çünkü seçmen sadece nereye gittiğinize değil, neden gittiğinize de bakar.
Bugün sosyal medyada herkes birbirine "hain", "dava adamı", "gerçek partili" yaftaları yapıştırıyor.
Oysa siyaset, etiketlerle değil; sandıkla sonuçlanır.
Son sözü yine seçmen söyler.
Belki de bugün herkesin kendisine sorması gereken soru şudur:
Gerçekten yeni olan nedir?
Partinin adı mı?
Logosu mu?
Yoksa ülkenin sorunlarına getirilen çözümler mi?
Çünkü vatandaşın derdi tabela değil.
Mutfak.
Kira.
İş.
Gelecek.
Kim bu başlıklara güven veren cevaplar üretirse...
Kazanan da o olur.
Yeni Parti...
Siyasetin en çok kullanılan iki kelimesi.
Birileri "umut" diyor.
Birileri "bölünme."
Birileri "ihanet."
Birileri de "yeniden başlangıç."
Peki gerçek hangisi?
Belki de hiçbiri.
Çünkü siyaset, sloganların değil, zamanın imtihanıdır.
İlk gün salonlar dolar.
Mikrofonlar uzatılır.
Kameralar çevrilir.
Alkışlar yükselir.
Asıl mesele ise birkaç ay sonra başlar.
Teşkilat kurulabilecek mi?
Seçmen ikna edilebilecek mi?
Verilen sözler tutulabilecek mi?
Türkiye'de yeni parti kurmak zor değildir.
Zor olan, o partiyi kalıcı hâle getirmektir.
Seçmen artık eskisi kadar kolay heyecanlanmıyor.
Çünkü çok şey gördü.
Çok vaat dinledi.
Çok hayal kırıklığı yaşadı.
Bu yüzden artık isimden çok programa bakıyor.
Liderden çok kadroya bakıyor.
Sözden çok icraata bakıyor.
Siyasetin en acı gerçeği de budur.
Kimse geçmişinden tamamen kaçamaz.
Kimse sadece yeni bir tabela asarak bambaşka biri olamaz.
Son kararı yine meydanlar değil...
Sandık verir.