Şiir taraf tutmaz.
Kelimeler taraf tutmaz.
Ama insanlar… tarafını çoktan seçmiştir.
Ekranlar suskun. Meclis gündemi yoğun, ama eksik.
Sokakta konuşulanla kürsüde konuşulan arasında ince bir çizgi değil artık—bir uçurum var.
Belediye şirket işçileri…
Aynı işi yapıp farklı statüde kalanlar.
Aynı sabah servisine binip farklı haklarla yaşayanlar.
“4D kadro ne zaman?” sorusu, yıllardır bir yankı gibi dönüyor ama bir türlü duvara çarpıp geri dönmekten öteye geçemiyor.
Neden konuşulmuyor?
Çünkü bazı meseleler çözülmek için değil, ertelenmek için vardır bu ülkede.
Televizyonlarda tartışma bol.
Ama mesele yok.
Ahmet Hakan konuşur,
Yılmaz Özdil sert girer,
Levent Gültekin analiz yapar,
Fatih Altaylı perde arkasını anlatır,
Abdulkadir Selvi kulis taşır,
Barış Yarkadaş muhalefeti savunur,
Rasim Ozan Kütahyalı başka bir yerden bağırır…
Ama kim gerçekten o işçinin cebine bakar?
Kim sabahın 6’sında uyanan adamın “ben ne zaman eşit olacağım” sorusunu taşır ekrana?
1960…
1980…
Bu ülke sağ-sol diye ikiye bölündü, ama acı hep ortadaydı.
Bugün de ayrımlar var, isimler değişti sadece.
Bir zamanlar
Bülent Ecevit
yüzde 41,4 ile sadece seçim kazanmadı—umut inşa etti.
Peki bugün?
Sosyal demokrasi yeniden o eşiği nasıl aşar?
Cevap basit ama zor:
Gerçek gündemi konuşarak.
İşçiyi…
Emekliyi…
Genç işsizi…
Kadrosuz bırakılanı…
Yani hayatı.
Sloganla değil, sahayla.
Tweetle değil, temasla.
“Gelecek 1 Mayıs’ta iktidar değişir mi?”
Belki.
Ama asıl soru şu:
Değişse bile zihniyet değişecek mi?
Çünkü mesele sadece kim yönetecek değil—
nasıl yönetecek.
Kanlı 1 Mayıs 1977 Taksim Olayları’ın üzerinden yarım asır geçiyor.
Hâlâ aynı meydan, hâlâ aynı talepler.
Demek ki tarih ilerlemiyor bazen
yerinde sayıyor.
Bu yazı taraf tutmuyor.
Ama şunu söylüyor açık açık:
Adalet ertelenirse, büyür.
Sessizlik uzarsa, çürür.
Ve bir gün… konuşulmayan ne varsa, hepsi birden bağırır.
İşte o gün geldiğinde
ne ekran yeter,
ne köşe yazısı,
ne de bahane.
Kelimeler taraf tutmaz dedik ya
ama gerçek, her zaman bir taraf seçer.