CHP’de Fırtına Öncesi Sessizlik mi, Yoksa Gürültülü Bir Çöküş mü?
Siyaset bazen bir satranç oyunu değildir. Daha çok, devrilen taşların çıkardığı sesi dinleme sanatıdır. Bugün Özgür Özel liderliğindeki CHP’ye baktığımızda duyulan o ses, pek de sağlıklı bir yapının sesi değil.
Bir yanda “mutlak butlan” ihtimali…
Diğer yanda kulislerde dolaşan yeni parti senaryoları…
Ve tam ortada sıkışmış bir liderlik tartışması.
İddialar havada uçuşuyor. Kemal Kılıçdaroğlu geri mi dönecek?
Ekrem İmamoğlu yeni bir yol mu açacak?
Hatta daha ileri gidenler, siyasetin sahnesine yeni bir aktör olarak Dilek İmamoğlu ismini yazmaya başladı bile.
Ama burada asıl mesele isimler değil.
Mesele şu: CHP, kendi içindeki fay hatlarını artık saklayamıyor.
Belediyelere yönelik operasyonlar…
Yolsuzluk iddiaları…
Parti içi hizip savaşları…
Bunlar tek tek ele alındığında “olağan siyasi gerilim” gibi görünebilir.
Ama hepsi üst üste geldiğinde, ortaya çıkan tablo başka bir şey söylüyor:
Kontrol kaybı.
Şamil Tayyar’ın dediği gibi;
“Eylem, iktidarın rızasıyla yapılmaz.”
CHP’nin bugün yaşadığı kriz tam da burada düğümleniyor.
Sokağın beklentisi başka, yönetimin refleksi başka.
Halk bir liderlik netliği istiyor.
Ama karşısına çıkan şey:
Senaryolar, planlar, “B planları” ve belirsizlik.
Bir başka cephede ise daha sert bir tartışma dönüyor.
Rasim Ozan Kütahyalı gibi isimler, partinin bölüneceğini, yeni oluşumların kaçınılmaz olduğunu söylüyor.
Bu iddialar doğru mu, abartı mı?
Bugün için kesin bir cevap yok.
Ama şurası kesin:
Bu kadar yoğun duman varsa, bir yerlerde ciddi bir yangın vardır.
Ve belki de en kritik soru şu:
CHP bu süreci bir “yenilenme fırsatına” mı çevirecek…
Yoksa kendi içinde parçalanarak mı çıkacak?
Siyaset boşluk kabul etmez.
Eğer bir parti kendi içindeki krizi yönetemezse, o boşluğu başkaları doldurur.
Bugün CHP’nin önünde iki yol var:
Ya kendi hikâyesini yeniden yazacak…
Ya da başkalarının yazdığı senaryoda figüran olacak.
Ve siyaset, figüranları pek hatırlamaz.