Kartal’da Danışma mı, Darlaşma mı? — Örgütün Aynasına Bakma Zamanı
Siyasette bazı kelimeler vardır; ağızdan kolay çıkar ama içi doldurulmadığında örgütün ruhunu sessizce aşındırır. “Danışma” da o kelimelerden biridir. Adı ortak akıl, ruhu katılım, özü örgüt iradesi olan bu kavram; eğer doğru işletilmezse, en tehlikeli makyaj malzemesine dönüşür. Dışarıdan bakıldığında birlik fotoğrafı verir, içeride ise kırık sandalyeler, boş koltuklar ve susturulmuş sesler bırakır.
Son dönemde CHP örgütlerinde yaşanan tartışmalar, özellikle danışma kurulları etrafında şekillenen süreçler, Kartal özelinde de önemli bir sorgulamayı beraberinde getiriyor. Soru net, basit ve rahatsız edici: Danışma kurulları gerçekten örgütle mi yapılıyor, yoksa örgütün belirli kesimleri dışarıda bırakılarak mı?
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüzüğü ve danışma kurullarına ilişkin yönetmelikleri aslında gri alan bırakmayacak kadar açık. Danışma kurulları; örgütün tüm bileşenlerinin katıldığı, geçmişin deneyimi ile gençliğin enerjisinin buluştuğu, eleştirinin yasak değil teşvik olduğu demokratik zeminlerdir. Çünkü CHP geleneğinde danışma, alkış toplamak için değil; eksik görmek, hata duymak ve büyümek için vardır.
Ancak sahadaki tablo her zaman metinlerde yazıldığı kadar berrak olmayabiliyor. Kartal örgütü özelinde de zaman zaman şu eleştiri duyuluyor: Danışma süreçleri geniş katılım yerine sınırlı çevrelerle yürütülüyor algısı oluşuyor. Siyasette algı, bazen gerçek kadar güçlüdür. Hele ki söz konusu CHP gibi örgüt hafızası güçlü bir parti olunca, bu algının büyüme ihtimali daha da artıyor.
Kartal, CHP için sıradan bir ilçe değil. İstanbul siyasetinde hafızası olan, sokak refleksi güçlü, örgüt kültürü köklü bir yapıdan bahsediyoruz. Bu ilçede gençlik kollarını, geçmiş dönem yöneticilerini, mahalle örgütlerini ya da sahada yıllarca emek vermiş kadroları dışarıda bırakacak her yaklaşım, yalnızca kadro tartışması yaratmaz; aynı zamanda parti aidiyetini de zedeler.
Gençlik CHP’de vitrin değildir. Gençlik, kapı kapı dolaşan enerjidir. Sandık başında sabaha kadar bekleyen iradedir. Sokakta parti flamalarını taşıyan değil, parti fikrini taşıyan dinamizmdir. Aynı şekilde geçmiş dönem yöneticiler de nostaljik hatıra değildir; örgütün hafızası, kriz anlarının pusulasıdır.
Bugün CHP’nin Türkiye’de iktidar iddiası konuşuluyorsa, bunun yolu yalnızca seçim stratejisinden değil; örgüt demokrasisinin samimiyetinden geçiyor. Çünkü örgütünü dinlemeyen bir siyaset, seçmeni dinleme refleksini de zamanla kaybeder. Alkışın çok olduğu yerde eleştiri azalır, eleştirinin azaldığı yerde ise gelişim durur.
Kartal CHP örgütü için asıl mesele, bir danışma toplantısının yapılıp yapılmaması değil; o toplantının ruhunun yaşayıp yaşamadığıdır. Eğer bir danışma kurulu, örgütün tamamını içine almıyorsa; o toplantı kağıt üzerinde yapılmış sayılabilir, ama örgüt vicdanında karşılık bulmaz.
Öte yandan siyaset, sadece içeride verilen mesajlarla şekillenmez. Dışarıya verilen görüntü de en az içerik kadar belirleyicidir. CHP seçmeni, özellikle yerelde, partinin kendi içinde demokrasi uygulamasını görmek ister. Çünkü CHP seçmeni, sadece sonuç değil; yöntemle de ilgilenir.
Kartal’da örgütün beklentisi aslında çok karmaşık değil. Daha kapsayıcı bir dil, daha geniş katılım ve eleştiriyi tehdit değil, fırsat gören bir siyaset anlayışı. Bu beklenti karşılandığında CHP yalnızca örgütsel olarak güçlenmez; aynı zamanda toplumsal güveni de büyütür.
Bugün Türkiye siyasetinde seçmen davranışı hızla değişiyor. Yeni kuşaklar, hiyerarşik değil yatay ilişkiler görmek istiyor. Katılımın sembolik değil gerçek olmasını talep ediyor. CHP’nin geleceği de tam olarak bu dönüşümü ne kadar içselleştirebildiğiyle şekillenecek.
Kartal’da danışma kurulları tartışması, aslında sadece yerel bir mesele değil. Bu tartışma, CHP’nin örgüt kültürü ile iktidar hedefi arasındaki köprünün ne kadar sağlam olduğunu test eden bir sınav niteliği taşıyor.
Çünkü CHP’nin gücü, ilçe binalarının duvarlarında değil; o binaların kapısından içeri giren her üyenin kendini eşit ve değerli hissettiği ortamda saklıdır.
Siyaset bazen kalabalık salonlarla ölçülür. Ama gerçek siyaset, o salonlardan çıktıktan sonra örgütün kalbinde kalan duyguyla ölçülür. Kartal’da asıl mesele de tam olarak burada başlıyor. Danışma kurulları, örgütün sesini büyüten bir sahne mi olacak, yoksa yankının alkışa dönüştüğü kapalı bir oda mı?
Bu sorunun cevabı, yalnız Kartal’ın değil, CHP’nin yarınını da şekillendirecek.