Barışın Günü, Barışın Dili Değişim, Üye Yapısı ve Epistemik Sorumluluk: CHP’de Demokrasi Sınavı
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

Barışın Günü, Barışın Dili Değişim, Üye Yapısı ve Epistemik Sorumluluk: CHP’de Demokrasi Sınavı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Barışın Günü, Değişim Adına Yapılanlar: CHP’deki Üye Devşirme Operasyonu ve Epistemik Sorumluluk

CHP’de son dönemde yaşanan üye yapısı değişimleri, partinin temel değerleri ve demokratik işleyişi açısından ciddi soruları gündeme taşıyor. “Değişim” adı altında gerçekleştirilen uygulamalar, partinin kuruluş ilkelerinden, cumhuriyet değerlerinden ve ideolojisinden uzak kişilerin bir günde Cumhurbaşkanı adayına oy kullandırılmasına yol açtı. Üstelik, ilçesini bilmeyen ve feodal bağlar, hemşericilik ve mezhep temelli ilişkiler üzerinden şekillenen bir üye yapısı oluştu.

Tüzük, ön seçim mekanizmasını açıkça tanımlıyor; ancak bu kuralın uygulanmaması, üye yapısının sakat olması gerekçesiyle görmezden gelinmiş durumda. Mahallelerde gözlemlenen tablo, belediye ile bağlantılı “beyaz liste” uygulamasının etkinliğini gösteriyor. Deleğe seçimleri bir “olmuş bitmiş” hâle getiren uygulamalar, partiyi yönetim açısından kaosa sürüklüyor.

Bu noktada mesele sadece usulsüzlük ya da hile değil; epistemik bir sorumluluk meselesi. Demokrasi, vatandaşların ve partililerin kendi iradelerini özgürce ortaya koyabilmesi ile işler. Ancak, bilgi eksikliği, önyargı ve sosyal bağların manipülasyonu bu süreci bozuyor. Epistemik sorumluluk, bireyin eylemlerinin sonuçlarını bilerek hareket etmesini, hata yapması durumunda sorumluluk üstlenmesini gerektirir. Bir partinin üye yapısı, delegelik ve seçim süreçlerinde bu sorumluluğun yerine getirilmemesi, kolektif karar alma mekanizmalarını zayıflatır.

Psikolojik açıdan bakıldığında, iyi niyetli olsa bile, bilişsel tembellik ve az çaba gerektiren sezgisel kararlar, ciddi toplumsal sonuçlar doğurabilir. Sosyolojik olarak ise bireysel hatalar, toplumsal dokunun yeniden üretilmesine katkı sağlar; Pierre Bourdieu’nun “sembolik şiddet” kavramı burada devreye girer. Yanlış bilgi, önyargı veya ayrımcılık, mevcut eşitsizlikleri normalleştirir ve tahakküm mekanizmalarını güçlendirir. Bu bağlamda affetmek, failin epistemik sorumluluğunu yerine getirmediği sürece toplumsal anlamda tehlikelidir.

Siyasal açıdan bakıldığında, kamusal alanın sağlıklı işleyişi, vatandaşların bilgi sahibi olmasına ve eleştirel düşünceye bağlıdır. John Rawls’un vurguladığı üzere, ortak iyiyi hedefleyen bir toplum, bireylerinin muhakeme yeteneğini geliştirmesini bir görev olarak kabul etmelidir. Cehaleti affetmek, kamusal aklın inşasına ket vurur; hatalı kararlar demokratik sürecin kalitesini düşürür ve otoriterleşmeye zemin hazırlar.

Sonuç olarak, affetmek ile sorumluluktan muaf tutmak arasındaki ayrımı net bir şekilde anlamak gerekir. Kişisel ilişkilerde affetmek bir erdem olabilir; ancak toplumsal ilişkilerde failin hatasını anlaması, pişmanlık duyması ve hatasından dönmesi koşuluna bağlıdır. Niyetin iyiliği, bu çabanın yerini tutmaz. Toplum, kendi geleceğini garanti altına almak için bireylerinden epistemik sorumluluk bekler. Bu sorumluluğu yerine getirmeyenleri affetmek, kolektif geleceğe ihanet etmektir.

Siyaset yalnızca iktidarların değil, muhalefetlerin de sorumluluk sınavıdır. Bu sınavda cehaleti affetmek, demokrasiyi içeriden çökertmektir. CHP’de yaşanan üye yapısı değişiklikleri, sadece parti içi yönetim sorunları değil; aynı zamanda demokrasi ve sorumluluk kültürü açısından bir sınavdır. Değişimin değişenlere hayırlı olsun; ancak sorumluluk ve şeffaflık olmadan demokrasi şenliği mümkün değildir.

Değişim, ilerlemenin ve çağa ayak uydurmanın vazgeçilmez bir dinamiğidir. Ancak bu kavram, içi boşaltılarak, amacından saptırılarak ve bir “oldubitti”ye alet edilerek kullanıldığında, var olanı yıkmaktan başka bir işe yaramaz. CHP’de son süreçte yaşananlar, “değişim” söylemi altında yürütülen ve partinin kurucu değerlerinden, ideolojik duruşundan uzaklaştıran bir üye devşirme operasyonundan ibarettir.

Cumhuriyet değerlerine ve kuruluş ilkelerine yabancı, partinin ilçesinin yerini dahi bilmeyen, “yığma” bir üye kitlesi, bir gecede Cumhurbaşkanı adayına oy kullanmak için mobilize edildi. Tüzük, “delege seçimi böyle yazıyor” denilerek işin içinden çıkılmaya çalışıldı. Oysa aynı tüzükte yazan ön seçim maddesine bir kez olsun uyulmadı. Ön seçim talep edildiğinde ise, “üye yapısı sakat” gerekçesiyle reddediliyor. Peki, bu sakat yapıyla nasıl oluyor da delegelik seçimi yapılabiliyor? Feodal hemşericilik ve mezhepçilik eleştirisi yapılırken, aynı eleştiriyi hak ettiği iddia edilen bu üye kitlesiyle nasıl sağlıklı bir seçim yürütülebiliyor?

Bu çelişki, işine geldiği gibi keyfilik uygulamanın ta kendisidir. Ülkeyi yönetecek cumhurbaşkanını seçme iddiasındaki bir üye, aynı zamanda bir ilçe başkanını seçemeyecek kadar “sakat” mıdır? Yaz tatili nedeniyle katılımın %15’lerde seyrettiği, usulsüzlük iddialarının gölgesinde, alelacele tamamlanan bir delege seçimi, “demokrasi şöleni” olarak lanse edilemez. Bu yapıdan sağlıklı bir yönetim çıkmayacağı ortadadır. Telaşın ve kurultay davasındaki aceleci baskın seçim hevesinin altında, mevcut usulsüzlükleri örtme kaygısı yatıyor olmasın?

Epistemik Sorumluluk: Cehaletin Mazereti Olmaz

İşin siyasi boyutunun ötesinde, bu durum derin bir felsefi ve toplumsal soruna işaret ediyor: Epistemik sorumluluk.

Toplumsal yaşamın sürdürülebilir olması, bireyler arasındaki ilişkileri düzenleyen normatif bir çerçeveye ve bu çerçevenin karşılıklılık ilkesine dayanır. Bu minvalde, bireyin salt “iyi niyeti”, toplumun genelini ve geleceğini ilgilendiren konularda gerçekleştirdiği hataları otomatik olarak meşru kılan veya affı zorunlu hale getiren bir unsur değildir.

Psikolojide iyi niyet, kişinin niyetinin saflığına işaret eder; ancak bu, eylemin sonuçlarının yıkıcılığını minimize etmez. Daniel Kahneman’ın deyimiyle, sezgisel ve az çaba gerektiren bilişsel süreçlerle verilen kararlar, “cahillik” olarak nitelendirilebilecek bir epistemik ihmali barındırır. Birey, sosyal ve siyasal konularda yeterli araştırma, sorgulama ve eleştirel düşünme zahmetine girmediği için hata yapar. Fail, kötülükten ziyade bir tür bilişsel tembellik ile maluldür. Affetmek, bu tembelliği pekiştirerek faili ve toplumu benzer hatalara karşı savunmasız bırakır.

Sembolik Şiddet ve Toplumsal Tahribat

Sosyolojik perspektiften bakıldığında, her bireysel eylem, toplumsal dokunun bir neferidir. Pierre Bourdieu’nun “sembolik şiddet” kavramı, cehaletten kaynaklanan hataların nasıl sistemi yeniden üretebileceğini açıklar. Dostane bir tavırla ifade edilen yanlış bir bilgi, önyargı veya ayrımcılık, mevcut eşitsizlikleri normalleştirir ve tahakküm mekanizmalarını güçlendirir. Bu tür mikro-düzeydeki hatalar, makro-düzeyde toplumsal bir tahribat yaratır. Affetmek, bu sembolik şiddetin sürekliliğine sessiz bir onay vermek anlamına gelir.

Siyasette Epistemik Vatandaşlık

Siyasi bakış açısından ise, kamusal alanın sağlıklı işleyişi, vatandaşların kamusal akıl yürütme kapasitesine bağlıdır. John Rawls’un vurguladığı üzere, ortak iyiyi hedefleyen bir toplum, vatandaşlarının muhakeme yeteneğini geliştirmesini ve kamuyu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olmasını bir görev addeder. Bu bir epistemik vatandaşlık sorumluluğudur.

Bu sorumluluğu taşımayan, dolayısıyla cehaletiyle toplumsal faydayı zedeleyen bireyleri –niyetleri iyi olsa dahi– kayıtsız şartsız affetmek, kamusal aklın inşasına ket vurur. Siyasal katılım, seçimler ve sosyal politikalara dair cahilce yapılan hatalar, nihayetinde demokratik sistemin kalitesini düşürür ve otoriterleşmeye zemin hazırlar.

Barışın Günü, Barışın Dili

Her yıl 1 Eylül’de, Dünya Barış Günü vesilesiyle sosyal medyada beyaz güvercinler uçurulur, pembe mesajlar paylaşılır. Fakat içtenlikle sormak gerekiyor: Gerçekten barış bu kadar kolay mı? Barış, sadece bir günlüğüne süslenmiş sözlerle, paylaşılan temsili simgelerle mi yaşatılabilir?

Barış, tel örgülerin, dikenli sınırların, kimliklerin ötesinde başlar. Hepimiz biliyoruz ki, birkaç kilometre ötede doğsaydık bambaşka bir kimlikle hayata gözümüzü açabilirdik. Ermeni, Kürt, Arap, Yahudi ya da Hristiyan… Hiçbirimiz doğduğumuz kimliği seçmedik. Tıpkı torbadan çekilen kura gibi: Ne çıkarsa bahtına.

Tam da bu yüzden, asıl sınavımız öteki dediğimiz insanlarla birlikte yaşamakta saklı. Eğer insanı yalnızca insan olduğu için sevebilirsek, barışa dair ne güvercin uçurmaya gerek kalır ne de süslü mesajlar yazmaya. Çünkü barış, ötekinin varlığını kabullenmek, onu hor görmeden, küçümsemeden, dışlamadan yaşamakla mümkündür.

Bugün, savaşların, yoksulluğun, göçlerin ve ayrımcılığın gölgesinde barıştan bahsetmek belki romantik görünebilir. Ama insanlığın en büyük ihtiyacı, tam da bu “romantizmdir”. Çünkü gerçek barış, yalnızca devletlerin yaptığı anlaşmalarda değil, mahalledeki komşunun kapısını çalmakta, farklı inançtaki bir dostunla sofranı paylaşmakta, sokakta tanımadığın birine gülümsemekte saklıdır.

1 Eylül Dünya Barış Günü, bize bir kez daha hatırlatmalı: Barış, sadece savaşın olmaması değil, adaletin, eşitliğin, özgürlüğün, sevginin birlikte var olmasıdır. Gelin, barışı beyaz güvercinlerin kanadına bırakmayalım. Onu hayatımızın her anına işleyelim.

Barışı sadece kutlamayalım, barışın kendisi olalım.

Sonuç: Affetmek mi, Sorumluluğu Askıya Almak mı?

Epistemik Sorumluluk ve Toplumsal Bağlamda Affetmenin Sınırları.
“Halkın kendi iradesini affetmesi, demokrasiyi iktidardan önce halkın yıkmasıdır.”  Affetmek ile Sorumluluktan Muaf Tutmak Arasındaki Ayrımı iyi anlamak gerek. 

Kişisel ilişkilerde affetmek bir erdem olabilir; ancak toplumsal ve siyasi ilişkiler söz konusu olduğunda, affetmek ile sorumluluktan muaf tutmak arasında net bir ayrım yapmak elzemdir. Affetmek, kişinin hatasını anlaması, pişmanlık duyması ve bu hatadan dönmek için çaba göstermesi koşuluna bağlı olmalıdır. Niyetin iyiliği, bu çabanın yerini tutamaz.

“Halkın kendi iradesini affetmesi, demokrasiyi iktidardan önce halkın yıkmasıdır.” Bir muhalefet partisinin, kendi iç demokrasisini işletirken dahi bu denli büyük epistemik ihmallere göz yumması, ülke demokrasisi için hiç de umut verici bir tablo çizmiyor.

Toplum, kendi geleceğini garanti altına almak için, üyelerinden epistemik bir sorumluluk bekler. Bu sorumluluğu ihmal edenleri, samimi bir özeleştiri ve değişim niyeti olmaksızın affetmek, toplumsal bir intihardır. Cehaletin bedelini, bizzat cahil olan değil, tüm toplum öder.

Unutulmamalıdır ki; siyaset yalnızca iktidarların değil, aynı zamanda muhalefetlerin de sorumluluk sınavıdır; bu sınavda cehaleti affetmek, demokrasiyi içeriden çökertmektir.

Değişiminiz, değişenlere hayırlı olsun, 
 
Ayrıca bugün vesilesiyle, başta KartalBelediyesi olmak üzere tüm Zabıta Teşkilatımızın Zabıta Haftası’nı da kutluyorum. 
 
Görevini özveriyle yapan herkese teşekkürler.
 
Sağlıcakla kalın, Hoşça kalın.
 

 

 

 

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *