HEYECAN MESELESİ
I. Küçük Şeylerin Büyük Gücü
Hayat dediğin dev sahnelerden ibaret değil.
Bazen bir kahve kokusu,
bazen gelen tek bir mesaj…
Küçük heyecanlar var ya,
işte onlar hayatta kalma sebebimiz.
Bize iyi gelen, içimizi ısıtan,
“tamam” dedirten anlar.
Başarı biraz da burada saklı:
Küçük şeyleri içimizde büyütebilmekte.
Büyük yaşamayı becerebilmekte.
II. Öz Sevgi: Sessiz Bir Devrim
Coşkuyu canlı tutmak kolay iş değil.
İnsanın kendine dönüp
“önce ben” diyebilmesi cesaret ister.
Bu bir bencillik değil,
bu bir hayatta kalma refleksi.
Öz sevgi tam da burada başlar.
Kendini ihmal etmeden,
kendini ezmeden,
kendine sahip çıkarak.III. İçimdeki Çocuk Konuşuyor
Duygularım yüksek sesle yaşanıyor bende.
Hüzün de, neşe de gizlenmeyi sevmiyor.
Bazen kontrol zor, kabul.
Ama biliyorum…
Bu biraz içimdeki çocuğun marifeti.
Yaramaz, sabırsız, heyecanlı.
Bazen bağırıyor, çağırıyor,
benim sesimi bastırıyor.
O anlarda elinden tutuyorum.
Başını okşuyorum.
“Tamam” diyorum,
“yaşa heyecanını.”
Çünkü büyüyünce
belki de en çok bunu özleyecek.
IV. Heyecansız İnsan, Eksik İnsan
Heyecan dediğin sadece mutluluk değil.
Hayatın her yerine dokunan bir duygu bu.
Kaybolursa,
beşeri tarafımız eksilir.
Merak azalır,
vicdan susar,
insan biraz mekanikleşir.
O yüzden diyorum ki;
Hem sakin kalmayı öğrenelim
hem de heyecanlarımızdan vazgeçmeyelim.
Geldikleri gibi yaşansınlar.
Sorgusuz, sualsiz.
İçimizden nasıl geliyorsa öyle.
V. Son Söz Yerine
Bizi biz yapan şeyler bunlar.
Duygularımız.
Heyecanlarımız.
Çatlaklarımız bile.
Karşımızdaki kim olursa olsun,
özümüzü anlatan işte tam da bunlar.
Yeni yeni heyecanların
kapıyı sık sık çaldığı zamanlar olsun.
Hepimiz için.
Çünkü heyecan varsa,
hayat hâlâ bizimle konuşuyor demektir.