VATANDAŞ RIZA YAZIYOR Duruşu Olmayanın Koltuğu Olmaz
Partinin tozunu yutmamış adamı getirip koltuğa oturtursan,
ilk sattığı şey emek olur.
Sonra yoldaşlık.
En son da partinin kendisi.
Bu işin matematiği basit,
tarihi acı dolu örneklerle yazılı.
Genel müdür yaparsın, emek vermiş partiliyi satar.
Meclis üyesi yaparsın, belediye başkanını satar.
Belediye başkanı yaparsın, partisini ve genel başkanını satar.
Vekil yaparsın…
orası daha karanlık.
Sırf “seçilir” diye,
partiyle bağı slogan kadar olan adamları ilçe, il yönetimlerine doldurursan;
inananları, bedel ödeyenleri, sabırla bekleyenleri satarsın.
Örnek mi?
Gidenlere bakın.
İzlemeye devam ediyoruz.
Bugün gelinen nokta şudur:
Siyaset bel altına inmiştir.
Eline, diline, beline sahip olamayanların memleket yönetme iddiası olmaz.
Ekrem İmamoğlu’nun en büyük kırılma anı,
göreve gelir gelmez İBB’de eski AKP artığı kadrolarla yol yürümesiydi.
Sanki bu partide akıllı, ahlaklı, liyakatli insanlar yokmuş gibi…
Bu bir tercihti.
Ve her tercihin bir bedeli vardır.
“Kendi etti, kendi buldu” demek isterdim.
Ama işin içinde çocuklar varsa,
işin içinde bir kadın varsa,
orada insan susamaz.
Dilek İmamoğlu’nun mahkemedeki görüntüsü içimi acıttı.
Bir gazeteci, siyasetçi, bir insan olarak yakışır yerden söylüyorum:
Kocanı en iyi sen tanırsın.
Eğer adı geçen ilişkiye inanıyorsan,
geri çekil.
Çocuklarını al, basından uzak dur.
Mahkeme salonlarında görünme.
Ama diyorsan ki:
“Ben kocama güveniyorum.”
O zaman çık,
açık açık konuş,
arkasında dur.
İki arası, bir deresi olmaz bu işin.
Duruş yarım olmaz.
Çünkü insanın bir duruşu olmalı.
Dosta karşı da, düşmana karşı da.
Rüzgâra göre eğilen değil,
fırtınaya rağmen ayakta kalan insan kazanır.
Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bu hayatta,
fırıldak olmanın ne anlamı var?
Ben Vatandaş Rıza’yım.
Halktan geldim, halk gibi konuşurum.
Diz çökerek yaşamaktansa,
ayakta dik durarak ölmeyi seçerim.
Günaydın…
Umudu, sevgiyi ve onuru hâlâ hak edenlere.