Liberalizmin Görünmez Hegemonyası

Liberalizmin Görünmez Hegemonyası

YAYINLAMA:

​Bugün modern dünyada "demokrasi" ve "özgürlük" dendiğinde akla ilk gelen akım liberalizmdir. 

Ancak bu ilişkinin perde arkasına baktığımızda, karşımıza halkın çıkarlarından ziyade, mülkiyeti koruma altına almayı hedefleyen bir yapı çıkar. 

Liberalizmin kurucu babalarına baktığımızda, devletin sınırlandırılması fikrinin temelinde "hukuk aşkı" değil, yeni yükselen bir sınıfın biriktirdiği serveti mutlak iktidarın keyfi kararlarından koruma arzusu yatar.

​Genel bir yanılgı vardır.

Kapitalizmin ve piyasa ekonomisinin doğası gereği demokratik olduğu, demokrasiyi bizlere burjuvazinin sunduğu iddia edilir. 

Oysa tarih bize tam tersini söyler. 

Bugün sahip olduğumuz; genel oy hakkından çalışma saatlerinin sınırlandırılmasına, ifade özgürlüğünden sosyal güvenlik haklarına kadar ne kadar kazanım varsa, bunların hiçbiri yukarıdan "bahşedilmemiştir." 

Bu haklar, emekçilerin ve ezilenlerin on yıllar süren zorlu mücadeleleri sonucunda adeta koparıp alınmıştır.

​Kapitalizm için asıl olan mülkiyetin dokunulmazlığı ve piyasanın öngörülebilirliğidir. 

Bu sağlandığı sürece, sermaye düzeni için otoriter rejimlerle çalışmak hiçbir zaman sorun olmamıştır.

​Kendi adıyla anılan partilerin güçsüzlüğüne bakıp liberalizmin etkisiz olduğunu düşünmek büyük bir hatadır. 

Liberalizm, bir fikir akımı olarak bugün siyasetin her kanadına sızmış durumdadır. 

Merkezden sağa, muhafazakâr kesimden bazı sol çevrelere kadar "piyasa ekonomisi olmazsa demokrasi olmaz" ezberi, sarsılmaz bir doğru gibi kabul ettirilmiştir.

​Bu durum, en somut haliyle kurumların bağımsızlığı tartışmalarında görülür. 

Örneğin, bir bankanın "bağımsızlığı" savunulurken aslında halkın çıkarlarından veya kamusal denetimden değil; sermayenin taleplerine olan bağlılıktan söz edilmektedir. 

Liberal söylem o kadar baskındır ki, krizlerin faturası bile sistemin kendisine değil, "yeterince piyasacı olunmamasına" kesilir.

​Bugün yaşadığımız krizlerin çıkış yolu olarak sunulan "restorasyon" paketlerine dikkatle bakmalıyız. 

"Devletin küçültülmesi", "yapısal reformlar" veya "piyasa dostu politikalar" gibi parlatılmış kavramlar, aslında gelecekte de kemer sıkma politikalarının, özelleştirmelerin ve kamusal hizmetlerin ticarileşmesinin devam edeceği anlamına gelir.

​Sadece bir dönemin veya bir yönetimin değişmesi, gerçek bir düzen değişikliği yaratmaz. 

Eğer toplumun geniş kesimleri için;

​Eşitlikçi bir bölüşüm,
​Halkın temel ihtiyaçlarını gözeten kamucu bir ekonomi,

​Ve servetin değil, insanın korunduğu bir sistem istiyorsak,

​Sadece mevcut rejimle değil, bu rejimi ve sömürüyü meşrulaştıran liberal zihniyetle de fikri olarak mücadele etmek zorundayız. 

Gerçek bir düzen değişikliği, mülkiyetin ayrıcalığını değil, toplumun ortak yararını merkeze koyduğumuzda başlayacaktır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *