Takılmadan Yürüyenlerin Defteri
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

Takılmadan Yürüyenlerin Defteri

YAYINLAMA:

Bu ilçede yürürken ayağına hep bir şey takılıyor insanın.
Bir bakıyorsun kaldırım değil, soyadı.
Bir bakıyorsun kapı değil, akrabalık.
Bir bakıyorsun tabela değil, niyet.

Ben bu yolu takıla takıla yürümedim.
Takılmamaya yeminli çıktım.
Çünkü bazı düğümler var; çözülmez, yüzüne vurulur.

Gündem dediğin şey gelip geçici.
Bugün manşet olan yarın arşiv tozu.
İsimler silinir, sloganlar solar, hevesler dökülür.
Ama Kartal’da bir şey kalır.
Kalıyor.
İnatla, arsızca: feodal düzen.

İyi niyet ambalajına sarılmış güç merkezleri var bu kentte.
“Biz halkız” deyip halktan kopanlar.
Dost meclislerinde karar alıp,
sonra halka “uygulama” diye sunanlar.

Soyadına göre konuşulan,
akrabalıkla koltuk tutulan,
emek değil sadakat sorulan bir düzen bu.
Ve kimse kusura bakmasın, burada romantizm barınmaz.

Bu bir fark ediş yazısı.
Bir silkiniş.
Bir “yeter artık” cümlesi.

Çünkü bu kent;
kulüp gibi yönetilecek,
dernek gibi paylaştırılacak,
miras gibi devredilecek bir yer değil.

Ben yürüdüm.
Gördüm.
Not aldım.

Ve evet…
En sonunda dönüp dolaşıp
oraya takacağım.
Çünkü gerçek hesaplaşma
en çok kaçılan yerde başlar.

Bu yazı bir tehdit değil.
Bir hatırlatma.
Hafızaya bırakılmış bir çentik.

Takılmadan yürüyenlerin defterine not düşülsün diye yazıldı.
Okuyan kendini buluyorsa mesele tamamdır.
Rahatsız olan varsa…
Demek ki doğru yere basılmıştır.

Gündem hızlı akıyor. Manşetler gelip geçiyor. Bugün öfkelendiren, yarın unutulan haberler… Ama bakınca görüyorsunuz: Hep aynı yerlere takılıyoruz. Farklı kapılardan girip aynı odalarda buluyoruz kendimizi.

Önce Özgür Özel çıkıp diyor ki: “Milli Piyango sanal kumarhaneye dönmüş.” 119 çeşit oyun, misketten havai fişeğe her şey bahis konusu. Gençlik, umut, emek; hepsi sanal bir ruletin tuşuna sıkıştırılmış. Bir partinin genel başkanı söylüyor bunu. Muhalefet. Peki ya sonra? Gündem değişiyor. Ama o genç, o ekranda kaybettiği parayı düşünmeye devam ediyor.

Sonra Trabzon’dan bir haber geliyor. Ailesi CHP’li olduğu söylenen Talha Er, haberi olmadan AK Parti’ye üye yapılmış. e-Devlet’te yazıyor. “Nasıl olur?” diye soruyor herkes. İl başkanlığı “Yok öyle bir şey” diyor. Peki, kim, neden, nasıl bu kaydı yaptı? Siyaset, kişinin iradesinin üzerine basıp geçen bir makine mi?

Derken emekliler konuşuyor. 24 maddelik bir liste. “En düşük emekli maaşı asgari ücretten az olmasın.” “Sağlıkta katkı payı alınmasın.” “Faturalarımızdan vergi kaldırılsın.” Rakamlar değil, hayatlar anlatılıyor. Toruna uzatılamayan harçlık, sessiz bayram, hastane kuyruğu… Dilekçe değil, çığlık bu. Duymak isteyen var mı?

Ve bir mahkeme salonu. Ufuk Bayraktar, “Gençlere iş bulmaya çalıştım” diyor. Hakim soruyor: “Sen iş bulma kurumu musun?” Bayraktar’ın cevabı, bu ülkenin sokaklarında yankılanıyor: “Ben o mahallede büyüdüm. Ben yapmasam kim yapacak?”

İşte tam burada takılıyoruz.

Bir yanda “resmi” görev tanımları, prosedürler, “yapamazsın”lar… Diğer yanda sokak, mahalle, “yapmasam kim yapacak” diyen bir yürek. Sistem, bu ikisinin arasındaki uçurumu kapatamıyor. Kapatmak da istemiyor belki. Çünkü o zaman “düzen” bozulur.

Ve Kartal…

Yazının başında demiştim: “Hiçbir şeye takıla takıla değil bu yol. Takılmamaya yeminli bir yürüyüş.” Ama görüyorsunuz, feodal düzen öyle bir şey ki, en sonunda ona takılıyorsunuz. İyi niyet ambalajlı dernekler, akrabalıkla dağıtılan koltuklar, “halkız” diyen ama halka kapalı kapılar… Bir kent, soyadına göre konuşulmamalı. Bir karar, dost meclisinde alınıp halka tebliğ edilmemeli.

Biz, GÜNESAV HABER olarak bu yürüyüşteyiz. Yeni açtığımız Vatandaş Köşesi ve Emekliler Köşesi de bu yüzden var. Haber yukarıdan aşağı yağmurun gibi yağmamalı. Tersine, aşağıdan yukarı, topraktan filizlenen bir ağaç gibi olmalı. Faturanın gölgesinde kalan hayatlar, pazarda etiketi saklanan domates, belediye kapısında bekleyen dilekçe… İşte gerçek haber budur.

Son söz:

Bazen bir kayıp haberinde birleşiriz, Elenur İnci’yi bulduğumuzda hep birlikte nefes alırız. Bazen bir işçinin hakkını ararız. Bazen emeklinin sesi oluruz.

Takılmadan yürümek, görmezden gelmek değil. Tam tersine, en çok takıldığımız, en rahatsız olduğumuz yere ısrarla ışık tutmaktır.

Bu köşe, işte o takılanların, takılmaktan korkmayanların defteridir.

Okuyun. Kendinizi görün. Rahatsız olun. Çünkü değişim, rahatsızlıkla başlar.

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *