Kalabalıklar Yetmez, Fikir Lazım; Saygı ve Vicdan da…
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

Kalabalıklar Yetmez, Fikir Lazım; Saygı ve Vicdan da…

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Rıza Başkan’ın Kaleminden

Gazetecilik…
Ne garip bir kelime haline geldi son yıllarda. Bir zamanlar bilgiyi, gerçeği, vicdanı temsil eden bu meslek; bugün ne yazık ki dedikodu, magazin ve kişisel menfaatlerle kirletilen bir sahaya dönüştü. İstanbul Kartal’da bile görüyoruz: “haber” diye dolaşan pek çok şey aslında masa başında üretilmiş, insanlar arasında fitne tohumları eken söylentilerden ibaret.

Gazetecilik, halkın hakkını savunmak için yapılır, kişisel çıkarlar için değil.
Birleşik Gazeteciler Derneği Başkanı’na yazılan mektupta da altı çizilen buydu: Gazeteci kalemini satmaz; bilgiyi kirletmez; dedikodu üretmez. Çünkü gazetecilik sadece haber yapmak değil, aynı zamanda toplumun hafızası ve onuru olmaktır.

Bugün siyasi gündem de böyle bulanık.
Bir yanda FETÖ operasyonları, kayyum atamaları, tutuklanan belediye başkanları, halkın iradesine ipotek koyan hamleler… Bir yanda da seçim meydanlarında kalabalıklarla övünen bir ana muhalefet partisi… CHP.

Evet, koşullar CHP’yi gerçek bir muhalefet partisi olmaya zorluyor. Çünkü devlet artık CHP’nin kurduğu devlet değil. Bugün devletin kendisi bile, devlet gibi değil; bir partinin aygıtı gibi davranıyor. Böyle bir ortamda, CHP hâlâ eski alışkanlıklarıyla, “devletin partisi” olma övüncünden sıyrılamamış gibi görünüyor.

Oysa sol/sosyal demokrat bir parti, devlete karşı örgütlenen, halkın yanında duran bir odak olmalıydı. CHP, fikir üretmeyen, sadece kalabalık toplamayı başarı sayan bir anlayışla yol alamaz. Meydanlarda binlerce insan toplamak bir başarıdır, evet; ama asıl başarı onları ikna edecek bir ufuk çizgisi sunmaktır.

Ne yazık ki, şu an CHP’nin Parti Meclisi (PM) ya da MYK’sı bu fikri üretme kapasitesini gösteremiyor. Oysa bu ülkenin ihtiyacı olan şey daha çok fikir, daha çok çözüm önerisi, daha çok cesur çıkışlardır. CHP, kendisini halkın sorunlarını çözen, yenilikçi fikirler üreten, kültürel ve sosyal olarak da bir cazibe merkezi haline getirmedikçe; meydanlardaki kalabalıklar da, seçim sonuçları da sürdürülebilir olmayacaktır.

Kayyum atanan belediyeler, susturulan gazeteciler, etik dışı dedikodularla zehirlenen meslekler…
Türkiye, her alanda bir samimiyet testinden geçiyor.
Ve bu test, herkese şunu hatırlatıyor:
Kalabalık yetmez, fikir lazım.
Dedikodu yetmez, vicdan lazım.
Koltuk yetmez, cesaret lazım.

Bunu önce gazeteciler anlamalı. Sonra da siyasetçiler.
Çünkü insanın ve toplumun iş yapış şekli, onun ahlakını ve samimiyetini belirler.
Gazetecilikte olduğu gibi siyasette de…
Susmayacağız. Yazacağız. Savunacağız. Gerçeği söylemekten geri durmayacağız.

Ve unutmayacağız: Kalem, vicdanın kılıcıdır.
Toplum, ancak o kılıcın keskinliğiyle kendine gelir.

Bütün bu düşünceleri zihnimden geçirirken, bir başka örnek geldi aklıma:
Bosna halkının bağımsızlık mücadelesinin lideri, bilge devlet adamı ve direnişin simgesi olan Aliya İzzet Begoviç.
Ne yazık ki o da çoğu zaman hak ettiği şekilde anılmıyor. Onun mücadelesi yalnızca Bosna için değil; insanlık onuru, özgürlük ve adalet için verilmişti.
Düşman top ve tüfekle üzerine gelirken bile barışı savunmaktan geri durmadı. Halkına umut aşıladı, ahlakını ve vicdanını yitirmeden bir halkı ayakta tutmayı başardı.
Bugün birçok yerde, onun adı sessizlikle geçiştiriliyor. Hâlbuki bu sessizlik, insanlık onuruna yakışmıyor.

Aliya İzzet Begoviç’i anmak; sadece bir kişiyi değil, onun temsil ettiği değerleri — özgürlük, eşitlik, insanlık ve vicdanı — hatırlamak demektir.
Bir halkın yaralarını sararken bile başını dik tutan, merhameti elden bırakmayan, barışa inanan bir önderi unutmak; insanlığın kendisini unutması demektir.

Tarih, böyle büyük isimleri unutanları değil, onları yaşatanları yazar.
Bugün onun mirasına sahip çıkanlar, aslında kendi vicdanlarını da koruyor.

Aynı şekilde, kendi içimizde de bu değerleri hatırlamak ve yaşatmak zorundayız.
Siyasi fikir ayrılıkları elbette olur, olacaktır. Ama bu ayrılıkların dili, saygısızlık ve aşağılama değil; nezaket ve diplomasi olmalıdır. Bir sivil toplum temsilcisi, fikirlerini ne kadar farklı düşünürse düşünsün, üyelerine ve muhataplarına karşı seviyeli ve sorumlu davranmakla yükümlüdür.

Aliya’nın “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturunu unutmadan; birbirimize karşı hürmeti korumak, siyaseti kavga değil, fikir yarışı haline getirmek zorundayız.
Tarih, sadece savaş meydanlarında değil; toplum içindeki küçük çatışmalarda da, vicdanın ve aklın galip geldiği anları yazar.

Bugün bize düşen; hem Aliya’nın mirasını unutmamak hem de kendi içimizde, siyasette ve toplumsal yaşamda saygıdan ve adaletten şaşmamaktır.

Bir gün herkes gider, geriye sadece adalet ve vicdan kalır.
Aliya’nın mirası da, saygının onuru da tam orada durur; o vicdanın içinde.

📌 Fikirler çatışabilir; kalpler değil. Sözümüz ağır olabilir; ama dilimiz kırıcı olmamalıdır. Zira siyaset bir hizmettir ve hizmet öncelikle insan için yapılır. İnsan onuru için…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *