CHP’de Öz Evlatlar mı, Devşirmeler mi?
Siyaset eskiden bir hizmet kelimesiydi.
Şimdi çoğu zaman bir ihale dosyası, bir CV güncellemesi, bir koltuk yarışı.
CHP de bu iklimden azade değil.
Kim ne derse desin, mesele sadece parti içi dengeler değil;
mesele ahlak, aidiyet ve vicdan meselesi.
Bir tarafta partinin yükünü yıllarca taşımış öz evlatlar var.
Sandıkta dayak yemiş, sokakta bildiri dağıtmış,
yenilmiş ama küsmemiş insanlar…
Diğer tarafta rüzgâr nereden eserse oraya yönelen devşirmeler.
Düne kadar başka kapılarda bekleyip,
bugün “ben zaten buradaydım” diyenler.
Ve halk…
Halk bu tartışmayı lüks sayıyor.
Çünkü halk aç.
Çünkü halk kirayı, faturayı, mutfağı düşünüyor.
Ama tam da burada sorun başlıyor.
Yanlışlara sessiz kalanlar,
“bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenler,
bu düzenin görünmez kolonlarıdır.
Kimse kusura bakmasın.
Susmak tarafsızlık değil, mevcut düzene katkıdır.
CHP’nin krizi sadece isim krizi değil.
Bir durma yeri krizi.
Hangi haksızlıkta susulacak,
hangisinde ayağa kalkılacak?
Kime dokunulmayacak,
kimi feda etmek kolay olacak?
Dürüst kalmak bu ülkede pahalı bir lüks haline geldi.
Ama hâlâ en değerli şey.
Temiz kalmak, köşeye çekilip susmak değildir.
Temiz kalmak, yanlışın karşısında net durabilmektir.
Kendi mahallende bile alkış alamayacağını bilerek konuşabilmektir.
Bu ülkenin, bu partinin bir “kurtarıcı”ya ihtiyacı yok.
Bir lidere tapınma kültürüyle buraya gelmedik zaten.
İhtiyacımız olan şey;
aklını kiraya vermeyen,
vicdanını susturmayan,
“ben de varım” diyen insanların çoğalması.
Sessizlik bozulduğunda,
duvarlar çatlar.
Çatlaklardan ışık sızar.
Ve o ışık bazen bir partiyi değil,
bir ülkenin kaderini değiştirir.
Soru basit ama ağır:
CHP’de kim kalacak?
Öz evlatlar mı,
yoksa günü kurtaran devşirmeler mi?
Cevap sandıkta değil sadece.
Cevap, bugün kimin sustuğunda,
kimin konuştuğunda gizli.