Kartal’da Karot, Vicdan ve Betonun Altındaki Hayat
Hayatın içinden bir gerçek var:
Bir kış fırtınasında elektrikler kesildiğinde, özgeçmişiniz sizi kurtarmaz. Elektrikçi kurtarır.
Bodrumunuzu su bastığında, diplomanız sizi kurtarmaz. Tesisatçı kurtarır.
Çocuğunuz gece yarısı ateşler içinde yandığında, portföyünüz değil; bir hemşire gelir, elini alnına koyar, hayatı sakinleştirir.
Ve deprem kapıyı çaldığında…
Ne tapu dosyası konuşur,
ne arsa payı.
Beton konuşur.
Karot konuşur.
Gerçek konuşur.
Kartal’da bugün kentsel dönüşüm, sadece bina meselesi değil.
Bu bir vicdan testi.
Bu bir adalet sınavı.
Bu bir “kim kimin hayatını önceliyor?” sorusu.
Karot alınıyor.
Numune çıkıyor.
Rakamlar masaya geliyor.
Ve sonra sessizlik…
Çünkü karot bazen betonu değil, zihniyeti de deliyor.
“Bu bina riskli” cümlesi, sadece teknik bir tespit değil;
aynı zamanda bir yüzleşme.
Ama işte tam burada çatallanıyor yol.
Bir tarafta:
“Yıkalım, yapalım, satalım.”
Diğer tarafta:
“Yerinde dönüşüm olsun, komşuluk bozulmasın, mahalle dağılmasın.”
Kartal’da mesele gökdelen değil.
Mesele yerinde kalabilmek.
Mesele sabah aynı fırından ekmek alabilmek.
Mesele yaşlı komşunun, “Ben nereye gideceğim?” sorusuna cevap verebilmek.
Başarı, kaç kat çıktığınızla ölçülmüyor artık.
Başarı, kaç hayatı yerinden etmeden dönüştürdüğünüzle ölçülüyor.
Evin yıkılması kolay.
Mahallenin yıkılması sessiz olur.
Ve en çok da orası acıtır.
Bugün Kartal’da karot konuşuyor ama aslında şunu söylüyor:
“Bu şehri sadece betonla mı ayakta tutacaksınız,
yoksa insanla mı?”
Çünkü gerçek dönüşüm,
kepçeyle değil, akıl ve merhametle başlar.